Evet, bir mezhep mensubu, başka mezheplerin içtihadından yararlanabilir ve yararlanmalıdır da… Mesela, Hanefi mezhebi dışında bütün mezheplerde seferilikte “cemu’t- takdim ve cemu’t-tehir” vardır. Yani öğle ile ikindi namazı, akşam ile de yatsı namazı bir defada birleştirilerek kılınabilir. Bunu bilen bir Hanefi, seferiliğin şartlarından dolayı namazı vaktinde kılamamak gibi bir durumda kalmaktansa, cumhurun yani ekser âlimlerin içtihadını esas alarak adı geçen namazları cem edebilir. Bunu yaptığında, ne mezhebinden çıkmış olur, ne de başka mezhebe girmiş sayılır. Yine kendi mezhebindedir, sadece ihtiyaç olan bir durumda başka mezheplerdeki bir genişlikten yararlanmıştır. Bu, devamlı aynı marketten ihtiyaçlarını karşılayan birinin, günün birinde ihtiyacı olan malı kendi marketinde bulamayıp komşu marketten satın almasına benzer.
Şafiî mezhebi, “velinin izni olmadan nikâh olmaz” hadisinden hareketle, velinin izni olmayan durumlarda sadece kızın rızasıyla gerçekleşen nikâhı geçerli saymaz.1 Gerçi velinin izni olmadan gerçekleşen bir nikâh, evliliğin bütün tarafları açısından sıkıntılı bir durumdur. Ama özel durumlar yönünden de bakıldığında, hayatın acı bir gerçeğidir ve Hanefi mezhebinde caizdir. İşte, Şafiî mezhebi mensubu iki genç, ailelerini ikna edememeleri durumunda, Hanefi mezhebindeki bu ruhsattan istifade edebilirler.
Not: Dar bir alan ve özel bir durum için nazara verilen bu fetva, kız kaçırmaya bir izin ve anne babaya danışmadan evlenme fetvası olarak algılanmamalıdır. Esas olan, anne babanın izniyle evliliğin gerçekleşmesidir. Hiçbir anne baba, evladının kendi keyfine göre bir oldu bittiyle evlenmesini istemez. Kur’an’da Allaha itaatten hemen sonra anne babaya iyiliğin emredilmesi, hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir.2
1 Dârimî, Nikâh, 11
2 Bkz. İsra, 23
