Kur’an’a hürmet

Görev yaptığım İmam-Hatip liselerinden birinde bazı öğrencilerin Kur’anı başlarının üzerinde tutmaları dikkatimi çekmişti. Bu vesile ile kendilerine dedim: “Kur’an’a bu hürmetiniz takdire şayan. Bu hareketiniz ile ‘Kur’an’ın başımız üzerinde yeri var’ demiş oluyorsunuz. Ama belden yukarıda olduktan sonra illa başınız üzerinde taşımanız gerekmez.”

Bu manzaranın tam tersi bir manzarayla da bir mescidde karşılaştım. Bir gurup delikanlı Kur’an’ı yere koymuşlar, mealinden okuyup yorum yapıyorlardı. Selam verip “Bende katılabilir miyim?” dedim.

Hay hay” dediler, aralarında yer verdiler. Ben kendilerine “Kur’anı niçin yerde tuttuklarını” sordum. Ağabeyleri konumunda olan Tıp öğrencisi şöyle dedi:

Önemli olan Kur’anı anlamaktır. Yoksa onu en zinetli kılıflar içinde evin başköşesine asmak bir işe yaramaz. Zaten bu zihniyettir ki, bizi Kur’an’dan uzaklaştırdı.”

Dedim: “Sözlerinize katılıyorum, fakat şunu da merak ediyorum: Kur’anın lafzına da hürmet edip belden yukarıda tuttuğunuzda manalar sizden gizleniyor mu? O zaman anlamıyor musunuz?”

Bunları dedikten sonra Kur’anı yerden aldım. “Haydi, anlamaya devam edelim!” dedim.

Hacca gidenler, bazı insanların Kur’anı yere koyduklarını, hatta bazen yastık gibi kullandıklarını görürler, hayli şaşırırlar, bunu Kur’ana bir saygısızlık kabul ederler. Osmanlı devletinin kurucusu Osman Gazinin, Kur’an olan odada ona hürmeten ayaklarını uzatmayıp geceyi uyanık geçirdiğini bilen kimseler olarak, özellikle Arap kardeşlerimizin bu hareketlerini anlamakta zorlanırız.

Ama bunu bir kültür farkı olarak değerlendirirsek, gönlümüz rahat eder. Kur’anı yere koyan o insanlar bunu bir saygısızlık olarak yapmıyor. Kendi kültür ve mezhep anlayışlarına göre hareket ediyorlar. Biz ise, asıl önemli olan mektubun içindeki yazılar olduğunu bilmekle beraber, zarfın da güzel olmasına dikkat ediyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir