Seyahatlerimden birinde otobüsle İzmir’den Akhisar’a gidiyordum.
Otobüs yarım saat sonra Manisa garajına girdi, ama bir-iki dakika durup yola devam etti. Otobüs şehirden çıkarken ticari bir taksi otobüsün önüne geçti, otobüsü durdurdu. İçinden sinir küpü bir adam indi. Meğerse otobüsün mola verdiğini zannetmiş, otobüsü kaçırmış. Ön kapıdan binen yolcu, ağzından âdeta lavlar saçıyor, şoföre demediğini bırakmıyordu. “Beni nasıl bırakırsınız, insan yolcusunu kontrol etmez mi? Bak şu kadar taksi ücreti verdim…” gibi laflar ediyordu.
Kızgın yolcu, geldi, tam yanıma oturdu. Göğüs kafesi çıkıp iniyor, çıkıp iniyordu. “Acaba konuşsam mı, yoksa kendi haline mi bıraksam” şeklinde bir tereddütten sonra konuşmaya karar verdim. “Beyefendi dedim, hatırıma bir şey geldi de, sizinle paylaşmak istiyorum.”
Muhatabım öfkesi biraz yatışmış halde “söyle” dedi.
Dedim: “Sizin bu olay bana Hz. Alinin bir mektubunu hatırlattı. Hz. Ali, biricik evladını kaybeden valilerinden birine şöyle bir taziye mektubu gönderiyor:
“Allah’tan gelen bu musibete sabret, ta ki Allah sana mükâfatını kat kat versin. Ölünün ardından feryat etmek bugüne kadar ölen birini geri getirmişse, sen de feryat edebilirsin. Ama madem getirmiyor, öyleyse sabret…”
Sizin bu yaşadığınız da biraz buna benziyor. Olan zaten olmuş, kızmakla neticeyi değiştiremezsiniz. Öyleyse sabredin, dert etmeyin.”
Muhatabıma baktım, nefes alıp vermeleri normale dönmüştü. 45 dakika boyunca Akhisar’a kadar bu minval üzere sohbet ettik. Ben Akhisar’da inecektim, onun yolculuğu ise Kütahya’ya doğru devam ediyordu. Ayrılırken şunları söyledi: “Keşke sizin de yolculuğunuz daha devam etseydi, şu kısa zamanda çok şeyler öğrendim.”
Tokalaşıp ayrılırken, gözlerinde mutluluk parıltıları okunuyordu.
