Gözlerin yeri

Şeref bey dindar bir araştırmacıdır. Bir gün bir gurup mimarla sohbet ederken, onların ateist olduklarını, yani Allah’a inanmadıklarını fark edince onlara şöyle der;

Sizler herhangi bir binaya baktığınızda ‘şurası eksik, burası fazla, şu şöyle olsa daha iyi olurdu’ gibi yorumlar yaparsınız. Şimdi sizin mesleğinizle insan vücuduna bakalım, bir eksik ya da fazla var mı, değerlendirelim.”

Mimarlar hayli düşünürler, ama ne bir eksik ne bir fazla bulamazlar. Bunun üzerine Şeref Bey sözüne şöyle devam eder: “Mesela gözlerimize bakalım. Herkese bir çift göz verilmiş. Tek olsa eksik olurdu, üç olsa fazla gelirdi. Ne dersiniz, bu bir çift gözü daha güzel bir yere yerleştirebilir miyiz?”

Mimarlar hayli düşünürler. Ama gözler için daha uygun bir yer bulamazlar. Bunun üzerine Şeref Bey şöyle der: “Mesela, gözlerimiz koltuk altında olsa nasıl olurdu?”

Mimarlar bunun uygun olmadığını söylerler. Şeref Bey devamla, “Peki der, parmak uçlarımızda olsaydı nasıl olurdu? Belki o zaman bir parmağımızı geriye çevirerek arkamızı da görebilirdik!”

Mimarlar “hayır, derler. Orada da uygun olmazdı. O zaman kimsede sağlam göz kalmazdı.”

Yapılan bu mütalaalardan sonra son sözü söyleme zamanı gelmiştir. Şeref bey sözlerini şöyle noktalar:

Kusurlu binaları yapan var da, bu kusursuz insan binasını yapan yok mu?”

Mimarlar için artık itiraz edecek bir şey kalmamıştır. “Eşhedü en lâ ilahe illallah…” deyip iman nimetine kavuşurlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir