Anlatılır ki, 1967 Arap – İsrail savaşı devam ederken, Mısır el-Ezher Üniversitesinde bir genç, âlim bir zat olan hocasına şöyle bir soru yöneltir:
-Efendim, biz inanıyoruz ki, Allah müminlerle beraberdir, onlara yardım eder. Hatta bazan savaşlarda -Bedirde olduğu gibi- Melekler ordusunu imdada gönderir. Bu savaşta niye ilahi yardım görmüyoruz?
Hoca, yarı şaka yarı ciddi şöyle cevap verir:
-Evladım, melekler bu savaşta da yardıma geldiler. Ama hangi tarafın Müslüman olduğunu ayıramayıp geri döndüler!”
1990 da Irak’ın Kuveyt’i ilhakıyla meydana gelen pürüzde İslam ülkeleri ancak tavsiye kararı alabilirlerken, dünyanın diğer ucundan Amerika gelmiş, istediği neticeyi alıp gitmiştir.
O yıllarda okullarımızdan birinde şöyle bir olay olur: Orta üçlerden bir sınıfta ders esnasında nasılsa Körfez olaylarından söz açılır. Heyecanlı öğrencilerden biri “Kahrolsun Amerika, Kahrolsun Bush!” diye bağırır.
Dersin hocası, şu manidar mukabelede bulunur:
-Evladım, heyecanını anlıyorum. Zaten ben de “Yaşasın Amerika, yaşasın Bush!” demiyorum. Fakat şunu da bilelim ki, “Kahrolsun Amerika!” demekle Amerika kahrolmaz. Ne zaman biz onlardan daha çok çalışır, daha güçlü hale gelirsek, Amerika işte o zaman kahrolur. Yoksa heyecanımızı yatıştırmak için slogan atmakla yetinirsek, ilerde başka üzücü olaylar yaşandığında bize yine sadece slogan atmak düşer.
