Biraz da kader

Mine bir lise öğrencisi. O gün arkadaşlarıyla sohbet esnasında kader konusuna da girdiler, ama pek de bir sonuca varamadılar.

Akşama eve döndüğünde babası Bilge Beyle kader konusunu konuştular:

-Babacığım, biz bu gün arkadaşlarla kader konusuna girdik, ama fazla bir bilgimiz olmadığından bir sonuca varamadık. Bir arkadaşımız kader konusunda konuşmanın dinen uygun olmadığını söyledi. Gerçekten öyle mi?

-Hayır kızım. Kur’anda yüzlerce ayet kaderden bahseder. Peygamberimizin nice hadisleri kaderle alakalıdır. Pek çok âlimler kaderle ilgili kitaplar yazmışlardır. Demek kader konusunda konuşulabilir. Ama yüzme bilmeyenlere “aman denize girmeyin!” denilmesi gibi, yeterli bir alt yapısı olmayanlara da “aman kader denizine dalmayın!” denilir.

-Babacığım, yüzme bilmeyen biri denize dalsa ona cankurtaran simidi atarlar, o da bununla kurtulabilir. Kader meselesinde böyle bir cankurtaran simidi yok mu?

-Olmaz olur mu Mineciğim, elbette var. Her bir insan şöyle düşünmeli: Allah Adildir ve Hakîmdir, adaletle iş yapar, kimseye zulmetmez; hikmetle iş yapar, asla abes bir şey yapmaz. İnsanlar için cennet ve cehennem yaratmışsa, elbette onlara hürriyet de vermiştir. Hürriyet vermeyip bir kısmını doğrudan cennete, bir kısmını da doğrudan cehenneme göndermekten münezzehtir.

-Babacığım, görüyorum ki bu konuda hayli derin bilgiye sahipsin. Kader konusunu ayrıntılarıyla öğrenip arkadaşlarımla da paylaşmak istiyorum. Hatırıma gelen soruları sorabilir miyim?

-Hay hay kızım, ne demek. Sana vakit ayırmayıp kime vakit ayıracağım?

-Babacığım, ilk olarak şunu sormak istiyorum: Kader nedir?

-Kader, “plan ve ölçü” demektir. Buna kısaca “ilahi program” diyebiliriz. Bir bina yapılmazdan evvel belli bir plan ve projeye dayandığı gibi, şu âlem ve içindekiler de ilahi program çerçevesinde yaratılmaktadır. Bu ilahi programa göre, mesela güneş dünyayı ısıtacak ve aydınlatacak, dünyada gece, gündüz ve mevsimler olacak, atlar koşacak, nehirler coşacak ve insanlar imtihan edileceklerdir.

-Peki babacığım, bazıları “insan kaderin mahkumudur” diyorlar. Öyle midir?

-Hem öyle, hem de değil. Erkek veya dişi olması, falan anne-babadan meydana gelmesi, saçının rengi, boyunun uzunluğu… gibi noktalarda insan tıpkı bir güneş, bir ay, bir bitki gibi tamamen kaderin mahkumudur, elinden bir şey gelmez. Ama bunlardan sorumlu da değildir. Kimseye “neden kız oldun? Saçının rengi niye sarı? Boyun neden uzun?” şeklinde soru sorulmayacaktır.

Ama insan, kendi iradesiyle yaptığı fiillerde tümüyle sorumludur, bunlarla imtihan edilmektedir. Mesela Allah insana akıl vermiştir. Bununla faydalı ilim öğrenmek veya dalavere çevirmek insana bırakılmıştır. Yine, insana bir kalp vermiştir. Bununla iman etmek veya inkâr etmek insanın tercihidir. Dil vermiştir, doğru veya yalan konuşmak insanın fiilidir… Örnekleri çoğaltabiliriz.

-Çok güzel gidiyoruz babacığım. Mesele zihnimde ana hatlarıyla şekillenmeye başladı. Bugünkü sohbette bazı arkadaşlar “kader diye bir şey yok, insan kaderini kendi çizer” dediler. Bu konuda ne dersin?

-Bak Mineciğim, her şeyi dengeli ölçüp biçmek kolay değildir. Kader konusunda da bazıları “biz kaderin mahkûmuyuz” derken bazıları da “kader neymiş, biz kaderimizi kendimiz çizeriz” dediler. Bunlar aşırı iki uçtur, bize düşen görev; aşırı, uç fikirlerden sıyrılıp orta yoldan gitmektir. Evet, hem ilahi kader vardır, hem de insan sorumludur. Kendi varoluşlarına bile müdahale edemeyen insanların “biz kaderimizi kendimiz çizeriz” demeleri ne derece gerçeği yansıtır? Bu, haddini aşan bir ifade tarzıdır.

-Babacığım, burada ister istemez şu soru hatıra geliyor: İnsanlarla ilgili kader proğramı varsa insan ne derece hür olabilir? Madem Allah bizlerin ne yapacağını biliyor, bu durumda biz, o şeyleri yapmaya mecbur olmaz mıyız?

-Bu soru pek çok insanın zihninden geçer. Bu meselede şuna dikkat etmek gerekir: Allahın ne yapacağımızı önceden bilmesi, bizi zorlayıcı değildir. Zaten bir şeyi bilmek o şeyi meydana getirmez. Mesela sen nasıl yemek yapıldığını bilirsin, ama sadece bilmekle o yemek ortaya çıkmaz. Bunu istemen ve bizzat teşebbüs etmen gerekir. Dolayısıyla, Allahın bilmesi zorlayıcı değil, tesbit edicidir.

Belki şöyle bir örnekle konu daha iyi anlaşılır:

Meskûn mahal çevresinde hız sınırı saatte elli kilometredir. Birisi bu hıza riayet etmeyip saatte yüz kilometre hızla meskûn mahalden geçse ve radara yakalansa kendini suçlamak yerine radarı suçlamaya hakkı yoktur. Çünkü radar onun hızını yönlendirmiyor, sadece tesbit ediyor. Bu durumda o adamın kendi suçunu kabul etmek yerine radarı suçlamaya çalışması hiç de inandırıcı olamaz, kimseyi kendine acındıramaz.

Bu meselede İmam Gazalinin şu muhteşem ifadesini de seninle paylaşmak isterim: “İnsan, hür olmaya mahkûmdur.”

-Babacığım, kader konusunda şu da gündeme geldi: Allah insanları niçin eşit yaratmamış?

-Mineciğim, selim bir akılla düşünelim: Eşit yaratsaydı ne olurdu? Ya herkes kadın, ya herkes erkek olurdu. Ayrıca, ya herkes zengin, ya herkes fakir olurdu. Veya ya herkes akıllı, ya herkes deli olurdu… ve böyle bir eşitlik hiç de güzel olmazdı.

Alfabenin harflerini düşün, hepsi farklı farklı. Bu farklılıkla ne kadar güzel manalar ifade ediliyor, milyonlarca kitap yazılıyor. Ama eşitlik olsa, sözgelimi hepsi “a” olsaydı, o zaman sadece “aaa…” diyebilirdik, o kadar.

İşte Allah insanları farklı özelliklerde yaratarak -tabir caizse- “renklilik” murat etmiştir. Trabzonlu bir dostumdan dinlemiştim, onlarda şöyle bir söz varmış:

Sen ağa ben ağa,

İnekleri kim sağa?”

Kimi ağa olur kimi işçi, kimi zengin olur kimi fakir, kimi amir olur kimi memur… Böylece insanlar imtihan edilirler. Ama dünün zengini gün gelir fakir hale gelebilir, bir fakir de varlıklı bir konuma yükselebilir…

-Peki babacığım, bu durumda sözgelimi fakir ve işçi olanların “Allahım, diğerlerine verdiğin imkanları niye bize de vermedin?” deme hakları olmaz mı?

-Bak Mine, zaman zaman film izledin. Bu filmlerde başrol oyuncusu bazı zaman olur bir sultanı canlandırır, bazı zaman da bir dilenciyi… Ama her ikisinde de ücretini alır. Temsilde hata olmasın, kaderin herkese biçtiği bir rol vardır. Kişi, o rolün hakkını verdiğinde ücretini alacaktır. Cennet ve Allah’ın rızası makamla, servetle değil, iyi amellerle kazanılır. Bu iyi ameller ise, aklı başında herkes tarafından yapılabilir. Kur’an-ı Kerim aynı sayfada hem Hz. Süleyman’ı, hem de Hz. Eyyubu anlatırken her ikisi hakkında “ne güzel kul” taltifini yapar. Hz. Süleyman, peygamberliği yanında bir saltanata da sahiptir, bir “şükür kahramanıdır.” Hz. Eyyub de bir peygamber olmakla beraber çok çile ve sıkıntılar çekmiştir, O da bir “sabır kahramanıdır.”

-Babacığım, Kur’an “size gelen her iyilik Allahtan, her kötülük ise kendinizdendir” diyor. Bunu biraz açabilir miyiz?

-Mineciğim, zaten kader meselesinin iman esaslarına girmesinin en önemli bir hikmeti budur. İnsan bazı iyilikler yaptığında bunlarla gururlanabilir. Kader onun karşısına çıkar, “yapan sen değilsin” der, gururdan kurtarır. Mesela bülbül ve kargayı düşünelim. Bülbül, sesinin güzelliği sebebiyle kargaya üstten bakamaz. Hani halkımız arasında şöyle bir söz vardır:

Vermeyince Mabud,

Neylesin Mahmud?”

Kime ne verilmişse Allah’tandır. Akıllı insanların zekâsı, zenginlerin serveti, kapasiteli insanların kabiliyeti… hepsi, ama hepsi Allah’tandır. Ama insan, Allahın verdiği kabiliyetleri iyi yönde kullanmazsa kötülükler ortaya çıkar, bu ise insanın kendindendir.

Daha kolay anlayabileceğin bir örnek vereyim: Allah bize göz vermiş, görülecek eşyayı yaratmış, görmek için ışığı da vermiş. Biz bir şeyler gördüğümüzde bu Allah’tandır. Ama gündüz vakti gözümüzü kaparsak hiçbir şey göremeyiz, işte bu bizdendir. Bize dil verilmesi Allahtan, ama onu yalanda kullanmak bizdendir. Ayak verilmesi Allahtan, bu ayaklarla kötü yerlere gitmek bizdendir… İstersen örnekleri çoğaltabilirsin…

-Babacığım, bu son anlattıkların insanın sorumluluk alanıyla da ilgili… İnsanın sorumluluğunu biraz daha ayrıntılarıyla ele alabilir miyiz?

-Mineciğim, sayı doğrusunu bilirsin. Ortada sıfır noktası vardır, sağda ve solda iki ok. Bunlardan biri artı sonsuza doğru gider, diğeri de eksi sonsuza… İşte insan sıfır noktada hayata gönderiliyor, büluğ dönemiyle birlikte artı sonsuz veya eksi sonsuza doğru gidiyor, geliyor. Bazı insanlar genelde artıda, bazıları da genelde ekside yer alırlar. Pek çok insan ise, artı ile eksi arasında daima inişler ve çıkışlar yaşar.

Bu konuda şöyle meşhur bir örnek vardır, onu seninle paylaşayım:

On beş katlı bir apartman düşünelim. Sekiz katı zeminden yukarda, yedi katı ise zeminden aşağıda olsun. Zeminde sıfır noktasında olan biri asansöre bindiğinde hem yükselebilir, hem de aşağılara gidebilir. Yükselmesi de, alçalması da kendi tercihine bırakılmıştır. Yapacağı şey, sadece ve sadece ilgili kat numaralarına basmaktır.

İşte bu insan yükseldiğinde “ben kendim yükseldim” diye gururlanamaz. Ama aşağıları tercih etmişse, bu tümüyle kendine aittir.

Cennetin sekiz, cehennemin yedi mertebesi vardır. İnsan kendi iradesini kullanarak ya cennette dereceler kazanır veya cehennem çukurlarına doğru yuvarlanır.

-Demek babacığım, tercihlerimiz kaderimizi belirliyor.

-Evet kızım. İnsan meyleder, bu meyillerden fiil ve davranışlarımız meydana gelir. Bunlara göre de insanlar arasında dereceler ortaya çıkar. Kimileri melekleri geçerken kimileri de şeytanlara yoldaş ve arkadaş olur.

-Meyillerimiz demek bu kadar önemli… Peki, bu meyillerimizi nasıl kontrol edebiliriz?

-Güzel bir soru gerçekten. İnsan Kur’anı ve peygamberimizin sünnetini iyi bilirse, helal ve haramı öğrenir. Böylece helallere yönelir, haramlardan ise kaçar.

Ayrıca dua ile Allaha yöneldiğimizde, O elimizden tutar, iyiliklere sevk eder.

Bir de hata ve günahlarımız olduğunda tevbe ve istiğfar edersek, bu da bizi manen temizler.

İnsanın iradesi geminin dümenine benzer, nereye yönlendirirsen oraya doğru götürür.

-Teşekkür ederim babacığım, gerçekten de kısa zamanda çok önemli şeyler öğrendim. İnşallah bu bilgilerimi en kısa zamanda arkadaşlarımla da paylaşacağım.

-Aferin benim kızıma. Paylaş kızım, paylaş. İnsanımızın bu tarz bilgilere ekmek gibi, su gibi ihtiyacı var. Peygamber Efendimiz şöyle buyurur:

Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir