Güneş, Ay gibi varlıkların iradelerinin olmaması bir kader olduğu gibi, insanın hür olmaya mahkûmiyeti de bir kaderdir.
Şamlı biri Hz. Ali’ye sorar:
“Bizim Şama gidişimiz Allah’tan bir kaza ve bir kader ile midir?”
Hz. Ali şöyle cevap verir:
“Yazıklar olsun sana! Muhtemelen sen (insanın elini kolunu bağlayan) kaçınılmaz bir kaza ve kesin bir kader zannettin.
Şayet böyle olsa, sevap ve ikap batıl olurdu. Vaad ve vaîdin bir kıymeti kalmazdı.
Yüce Allah kullarını muhayyer bırakarak onlara ibadeti emretti, sakındırarak bazı şeyleri yasakladı. İnsanlara yapabilecekleri şeyleri teklif etti, onları zor şeylerle mükellef yapmadı. O insanın az ameline çok sevap verdi.
İnsan kaderine mağlup olarak isyan ediyor değildir.
Yine insan, zorla itaat ediyor da değildir.
Allah, peygamberleri oyun olarak göndermedi.
Kullara Kitabı boşuna indirmedi.
Gökleri yeri ve bu ikisi arasında olanları batıl olarak yaratmadı. Hz. Ali, sonra da şu âyeti okudu:1
“Göğü yeri ve aralarındakileri boşuna yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır.”2
1 Nehcül-Belağa, s. 695-696
2 Sad, 27
