İnsan, Allah’ın en antika bir sanat eseridir. Hz. Ali şöyle der:
“Şu insanın hayret verici hâline bakın! Yağlı bir et parçasıyla görüyor, bir et ile konuşuyor, bir kemikle işitiyor, bir delik ile nefes alıyor!”1
İnsan, Cenab-ı Hakkın en antika bir san’at eseridir. Başındaki bir çift göz, birer canlı kamera olarak ömür boyu çalışır, kayıt yapar. Bu kayıtlar, mercimek tanesi büyüklüğündeki hafıza hard-diskinde depolanır, arşivlenir.
Bir et parçası olan dili, o insanın derûnundaki manalara, hislere, heyecanlara tercüman olur. İnsan, bu et parçası ile meramını ifade eder, diğer insanlarla anlaşır. Bilge bir insanın dili âdeta bir hikmet pınarı olur, kendisinden devamlı güzel sözler dökülür. Başının sağında ve solunda yer alan kulaklar, dış dünyadaki sesleri algılar, bu sesleri birbirinden ayırt eder. Gelen sesler, manaya dönüşür, değerlendirilir. Bu insan, burnundaki iki küçük delik ile daima nefes alır verir, böylece hayatı devam eder.
1 Nehcül-Belağa, s. 682
