Hz. Ali şöyle der:
“Bedenler usandığı gibi şu kalpler de usanır. Öyleyse o kalpler için yeni hikmet incelikleri arayın.”1
Kumeyl Bin Ziyad anlatıyor:
Emîru’l- mü’minîn Hz. Ali beni elimden tutup şehir dışına çıkardı. Sahraya varınca dertli insanlar gibi derin bir ah çekti. Sonra da şöyle buyurdu:
“Ey Kumeyl! Bu kalpler bir çeşit kaplardır. En hayırlısı, en anlayışlı olandır. Sana gelince, söyleyeceklerimi iyi anla.
İnsanlar üç kısımdır:
-Ya Rabbanî âlim
-Ya ilim talebesi
-Ya hak veya batıl oluşuna bakmadan her çağırana uyan, her rüzgâra kapılan değersiz kimselerdir.”
İmam Ali, ilmin faziletini anlattıktan sonra eliyle göğsüne işaret ederek şöyle dedi:
“İşte burada pek çok ilim vardır. Keşke onu taşıyacak kimseler bulsaydım!
Gerçi anlayan kimseler buluyorum ama,
-Ya kendisine güvenilmiyor, dini dünyaya âlet ediyor.
-Ya Allah’ın nimetlerini, O’nun kullarına üstün gelmek ve O’nun hüccetlerini evliyasına galebe çalmak için kullanıyor.
-Ya hakkın hamlinde itaatkâr, ama basiret sahibi değil, arız olan herhangi bir şüphede tereddütte kalıyor, bir sonuca varamıyor.
-Ya lezzete müptela, şehvete düşkün oluyor veya mal toplamaya ve yığmaya hırs gösteriyor. Bunların her ikisi de elbette hiçbir şekilde dini görüp gözetecek kimseler değildir. Bu ikisinin hâli, otlayan hayvanlara benzer.
Böylece, (istenilen kalitede ilim talibi olmayınca) ilmi taşıyanların ölmesiyle ilim de ölüyor, ortadan kalkıyor.”2
1 Nehcül-Belağa, s. 698-699
2 Nehcül-Belağa, s. 713-714
