Hz. Ali şöyle der:
“Allah bizden neyi almış ve neyi vermişse, neyi ihsan etmiş ve ne ile müptela kılmışsa, hepsine elhamdülillah.”1
İnsan, genelde hep kendisine verilmesini ister, kendisinden bir şey alınmasından ise hoşlanmaz. Mesela, malının artmasını ister, ama iflas etmekten hoşlanmaz. Hâlbuki “güzelden gelen her şey güzeldir.” Allah’ın vermesi nimet olduğu gibi, verdiklerinden bir kısmını alması da bir nimettir. Onun lütfu, bazen kahır suretinde tecelli eder. Mesela, zengin iken gaflet içinde yaşayan birisi, servetini kaybettiğinde aklını başına alabilir. Bu da onun hakkında bir nimettir, hem de servet nimetinden daha büyük bir nimet…
Hadis-i şerifte en ziyade belâ ve musibetlere müptela kılınanların, başta peygamberler olmak üzere, Allah’ın sevgili kulları olduğu ifade edilir.2
Nitekim meşhur bir deyimdir: “Debbağ, sevdiği deriyi yerden yere vurur.” Çünkü dericinin bu muamelesi deriyi daha kaliteli hale getirmektedir.
1 Nehcül-Belağa, s. 333
2 İbni Mâce, Fiten: 23; Dârimî, Rikâk: 67
