Hz. Ali, Peygamber Efendimizin amcaoğlu ve damadıdır. Bir gün Peygamber Efendimiz öğle vakti kızını ve damadını ziyaret için evlerine vardığında Hz. Ali’yi evde bulamaz. Kızı Fatıma’ya Ali’nin nerede olduğunu sorar. Hz. Fatıma evde hafif bir nazlanma yaşadıklarını, bundan dolayı Hz. Ali’nin evden dışarı çıktığını söyler. Peygamber Efendimiz hemen mescide gider. Ali mesciddedir, orada toprağın üzerine yatmış bir haldedir.
Hz. Peygamber iltifat yollu ayağıyla hafiften Hz. Ali’ye dokunarak “kalk ey Ebu Turab!” der.1 Ebu Turab, “toprak babası” anlamındadır. Hz. Ali çeşitli lakaplara sahip olmakla beraber, bütün bunlar içinde o günün bir hatırası olarak kendisine söylenen “Ebu Turab” lakabını en ziyade sevmiş ve kendisine böyle denilmesinden hoşlanmıştır.
Toprak, tevazunun simgesidir. Herhalde Âşık Veysel’in “benim sadık yârim kara topraktır” sözünün arka planında bu olaya da bir telmih bulmak mümkündür.
1 Buharî, Salat, 58
