Dostlarla muamelede “hüsn-ü zan” esastır, ama düşmana karşı “su-i zan” elden bırakılmamalıdır. Zira “sü (asker) uyur, düşman uyumaz.”
Hz. Ali, Malik Bin Eşter’i Mısır’a vâli olarak tayin ederken bazı tavsiyelerde bulunur. Ona tavsiyeleri arasında şunlar da vardır:
“Sakın sakın düşmanın sana teklif ettiği bir barışı reddetme! Çünkü barış, Allah’ın razı olduğu bir durumdur. Barışta,
-kendi ordularına bir rahat,
-kendi dertlerinden bir ferah
-ve ülken için de güvenlik vardır.
Lakin aman aman, düşmanla barış yaptıktan sonra uyanık ol. Çünkü düşman, seni gafil avlamak için barış yapmış olabilir. Sen tedbirini al, onlara olan hüsn-ü zanda onlara güvenme!”1
Müslümanların birbirleriyle olan muamelelerinde hüsn-ü zan esastır. Ama düşmanla muamelede -velev barış da imzalanmış olsa- su-i zanda bulunmakta (kötü zan beslemekte) fayda vardır.
Nitekim ayette “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının.” buyrulmuştur.2 Âyet, “Zannın çoğundan kaçının” derken, zannın bir kısmının günah olmadığına da işaret etmektedir.
1 Nehcül-Belağa, s. 644
2 Hucurat, 12
