Bu uçsuz bucaksız varlık âlemi bir zamanlar yok idi. Her şey yokluk karanlıklarındaydı. Yüce Allah âlemi yaratmayı murat etti, gördüğümüz ve göremediğimiz âlemleri yarattı.
Kur’an-ı Kerim, her şeyin “kün emriyle” yani Allahu Teâlâ’nın “ol” emriyle yaratıldığını anlatır:
“Allah, gökleri ve yeri hiçbir örneği olmadan yaratandır. O, bir şeyin olmasını isteyince ona sadece ‘ol’ der, o da oluverir.”1
“Ol” emriyle eşyaya vücut verilmesi, yoktan yaratılan insan için anlaşılması çok da kolay bir mesele değildir. Ama bazı örneklerle konuyu bir derece anlayabiliriz. Şöyle ki:
Mesela bir ressam, eline fırçayı alır, tuval üzerinde sanatını icra eder. Sanatında ne derece usta ise, o kadar kolay ve güzel yapar. Âdeta elini işe dokundurur dokundurmaz sanatını icra eder, rengârenk resimler vücut bulur. Temsilde hata olmasın, Allah da kudret fırçasıyla mekân üzerinde daima yeni şeyler yaratmaktadır, hem de gayet kolay ve sanatlı bir şekilde…
İnsan, bilgisayarda sanal ortamda da resimler yapabilmekte. Günün birinde bu insan, düşündüğü şeyleri bilgisayar ekranına yansıtabilirse Allah’ın yoktan yaratmasını daha kolay anlayabilecektir. Zaten teknolojik gelişmeler oraya doğru ilerlemektedir. Bir zamanlar televizyonlar elle açılırken şimdi uzaktan kumanda ile idare edilebilmektedir. Bunun bir ileri merhalesi, zihinden geçen düşünce ile idare edebilmektir.
Her şey yaratılmadan önce Allah’ın ilminde var idi. Bilgisayarda yazmış olduğumuz bir yazıyı yazıcıdan çıkarmak, bir tuşa basmakla kolayca gerçekleştiği gibi, Allah’ın eşyaya vücut vermesi o derece kolay olmaktadır. İşte “Ol” emri, bu kolaylığın bir ifadesidir.
O, kader programıyla her şeyi belirledi ve tanzim etti. Mesela, güneşi bir lamba yaptı, yeryüzünü en antika sanatlarla süsledi. Bitkilerle, hayvanlarla şenlendirdi. İnsanı yarattı, ona akıl verdi, sorumlu tuttu. İmtihan edilmesi için, onun mahiyetine günahlara meyilli bir nefis yerleştirdi. Bu nefsi tahrik eden, günahlara kışkırtan şeytanı insana musallat kıldı, böylece Hz. Âdem’den başlamak üzere çetin bir imtihan süreci başladı.
1 Bakara, 117.
