Şeytan Yüzüstü Bırakır

Şeytanın bir özelliği de “hazul” olmasıdır. Şöyle ki:

O gün zalim kimse ellerini ısıracak, ‘Eyvah!’ diyecek, ‘keşke Peygamberin yanında bir yol tutsaydım! Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim! Çünkü öğüt bana gelmişken, o beni ondan saptırdı.’ Ve şeytan insan için ha­zul­dür.”1

Ayette geçen “hazul” kelimesi, “insana dost görülüp onu he­lake sevk eden, sonra terk edip ona hiçbir faydası olmayan” anlamına gelir.

Şeytan hiç de vefalı bir dost değildir. “Ben sizinleyim” dedik­lerini hep yolda bırakır, onları dünya ve ahirette perişan eder. Onun hali, “Haydi gelin” diye çağırıp, kendine bağlı olan­ları uçuruma atan kimseye benzer.

Anlatılır ki, dine lakayt biri bir caminin yakınından geçerken dışarıya verilen sesten vaizin anlattıklarına kulak verir. Vaiz efendi şeytanın insanları aldatmasından söz etmektedir. Adam kendi kendine şöyle der: “Şeytan kime ne yapar ki? Bu adam apaçık şeytana iftira ediyor!”

Gece rüyasında şeytanı görür. Şeytan bunu alnından öper ve der: Seni tebrik ediyorum, öyle ya ben kime ne yapıyorum! Beni savunduğun için sen ödüllendirmek istiyorum, gel dışarı çıkalım, seni bir hazineye götüreyim.

Adam sevinerek şeytanı takip eder. Hayli gittikten sonra şehir dışında boş bir alanda şeytan bir yere işaret edip der: Burayı kaz, altında bir hazine var!

Adam der: Ama yanımda kazma kürek yok ki. Sen burada bekle, ben hemen bunları alıp geleyim.

Şeytan der: Benim başka işlerim de var, bekleyemem. Ama san akıl vereyim, buraya bevlini yapıver, döndüğünde kolayca bulursun!

Adam “iyi fikir” deyip şeytanın talebini yerine getirir. Ama aslında rüyadadır. Göllenen yatakta hanımının “bey, sen ne yaptın?!” demesiyle uyanır, aklı başına gelir. Geç de olsa “şeytanın ipiyle kuyuya inilmeyeceğini” öğrenmiş, ama faturası biraz ağır olmuştur.

Gerçekten de şeytan, insanları harekete geçirir, ama onları yarı yolda bırakır, hem de yüzüstü bir şekilde…

Kur’an’da bunun bir örneğini Bedir Savaşı anlatılırken görürüz. Şöyle ki:

İnsanları saptırmak için her türlü fırsatı değerlendiren şeytan, Bedir Savaşı’nda da iş başındadır:

O zaman şeytan, onların (Mekke müşriklerinin) yaptıklarını allayıp, pullayıp şöyle demişti: ‘Bugün, insanlardan size galip gelecek kimse yoktur. Ben de size muhakkak yardımcıyım.’ Fakat iki ordu karşı karşıya görününce, arkasını dönüp kaçarak dedi: Ben kesinlikle sizden uzağım. Çünkü ben, sizin göremeyeceğiniz şeyleri (melekleri) görüyorum. Ben Allah’tan korkarım. Allah’ın azabı çok şiddetlidir.”2

Ayetlerin açıklaması olarak, “Şeytan, Bedir Savaşı öncesi Süraka Bin Malik şeklinde görülerek, Mekkelileri savaşa teşvik etti” şeklinde bazı rivayetler vardır.3 Bu, adı geçen şahsın şeytandan aldığı ilhamla bunları söylemesi anlamında olabilir.

Ayrıca, şeytanın böyle vesvese vermesi için illa bir şahıs suretinde görülmesi lazım gelmediği unutulmamalıdır. Dolayısıyla Mekke müşriklerini aldatmasını, diğer insanları aldatması şeklinde değerlendirebiliriz. Şeytan, müşrikleri havalandırmış, gururlandırmış, melekler ordusunu görünce de, korkup kaçmıştır. Şeytanın bir katile adam öldürtmesi, bir hırsıza mal çaldırmasıyla, Bedir Savaşı öncesi müşriklere “Bugün kimse sizi yenemez…” şeklinde onları gurura sevk etmesi arasında herhangi bir fark söz konusu değildir.

Şeytanın insanı yüz üstü bırakması konusunda Kur’ân-ı Kerim şöyle der:

Tıpkı şeytanın meseli gibi ki, hani insana ‘küfret’ dedi de, o insan küfredince ‘Ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım’ dedi.”4

Ayet, iniş sebebi itibariyle Medine münafıklarının Beni Nadir Yahudilerini savaşa teşvikleriyle alakalıdır. “Yemin ederiz, eğer siz çıkarılırsanız biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin hakkınızda asla kimseye itaat etmeyiz. Şayet sizinle savaşılırsa, muhakkak size yardım ederiz” demişler, fakat savaş patlak verince onları yüzüstü bırakıvermişlerdir.5

İşte şeytanın hali de böyledir. İnsanı kötülüğe teşvik eder. Bunu yaparken de insanın hayrını istiyormuş gibi davranır. Fakat o insanı küfre atınca, artık ondan teberri eder, yüz çevirir.

Çoğu âlime göre bu teberri kıyamet gününde olacaktır. Za­hire uygun olan da budur.

Bazı âlimler ise, şeytanı İblis, ayette bildirilen insanı ise, Ebu Cehil olarak açıklamışlardır. Ebu Cehl’in, şeytanın aldat­ma­sına kurban gidenlerden olduğunda tereddüt yoksa da, ayette bu hususi manaya kesin bir delalet olmadığı aşikârdır.

Esasen din bir imtihandır. Elmas gibi ulvi ruhlarla, kömür gibi süfli ruhların birbirinden ayrılması gerekir. Bu ayrışma ameliyesi için şeytan ve ekibine görev düşmektedir.

Pek çok insanın şeytanın hazul olduğunu anlaması, ölümden sonra gerçekleşecektir. Şeytana ve şeytan fikirli kimselere uyanlar sonra çok pişman olacaklar. “Keşke dünyaya tekrar döndürülsek de artık onlara uymasak, peygamberin ve ona uyanların yolundan gitsek” diyecekler. Ama bu pişmanlık fayda vermeyecek, çünkü artık ecel gelmiş, her şey bitmiştir.

1 Furkan, 27-29.

2 Enfal, 48.

3 Hafız İbn Kesîr, Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azim, Daru’l-Marife, Beyrut 1982, IV, 16; Râzî, XV, 174

4 Haşr, 16.

5 Haşr, 11-12.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir