Şeytan, “Tarafsızlık” Perdesi Altında İnsanları Dalalete Sevk Eder

İnsanlar eşya ve olaylar karşısında ya objektif veya sübjektif tavır sergilerler. Sübjektiflik ve objektiflik, diğer bir deyimle öznellik ve nesnellik birbirine karşıt kavramlardır. Objektiflik, eşya ve olayları olmasını özlediğimiz gibi değil, gerçekte oldukları gibi görüp kabullenmektir. Sübjektiflik ise, verilen hükmün, varılan sonucun kişinin şahsiyet yapısına, özlemlerine, değer yargılarına göre olması, bu ölçülere göre değerlendirilmesi ve eşyanın özellikleriyle ilgisi bulunmamasıdır.

Bu tarif açısından baktığımızda, “objektif olmak güzel, sübjektif olmak ise çirkindir” diyebiliriz. Ama şeytan, bir kısım insanları “objektiflik damarından” yakalar. Mesela, İslam’­a inanan, ama felsefi araştırmalar da yapan birine şöyle der:

Sen İslam’ı bir bütün olarak kabul ettin, ya İslam dini gerçekte Allah’ın dini değilse? Niçin hiç şüpheyle bakmıyorsun? Bilimsel bakış şüpheyi gerekli kılar! Senin gibi aydın birisi böyle gözü kapalı hemen kabul etmemeli!”

Bu şeytanî vesveseye karşı şu gibi esasları bilmekte yarar vardır:

-Bedihi, yani son derece açık meselelerde şüphe etmek, bir aşırılıktır.

– Her şeye, hatta en bedihî şeylere bile şüpheyle bakmak nasıl bir aşırılıksa, şüpheye hiç yer vermemek de bir başka aşırılıktır. Özellikle, ilmi gerçeklerin ortaya çıkmasında metodik bir şüphenin özel bir önemi vardır. Böyle bir şüphe, insanı tahkike sevk eder, körü körüne kabulden kurtarır.

-Şüphe, gaye değil, gerçeği bulmak ve yakînî bilgiye ulaşmak için bir vasıta olmalıdır.

-Bazen bî-taraf (tarafsız olmak), bertaraf olmayı netice verir. Bir insan kendi tapulu evi hakkında “Bu ev benim, ama aslında benim olmayabilir de” demez. Dediği zaman evinden olur. Onun gibi, inanmış olduğu meselelerde “Aslında böyle olmayabilir” ihtimaliyle aşırı şüpheye düşmek, kendisini zamanla “böyle değil” neticesine vardırabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir