Şeytan Taklide Sevkeder

İnsanlar, genelde kendilerinden önce gelip geçmiş olan atalarına uyarlar. Kur’an buna şöyle dikkat çeker:

Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine tabi olun!’ dendiği zaman, ‘Hayır, biz atalarımızı neyin üzerinde bulduksa, ona tabi oluruz.’ derler. Ya şeytan onları cehennem azabına çağırıyorsa, yine onlara mı uyacaklar?”1

İnsanları böyle bir ittibaa sevkeden, taklid duygusudur. Taklit, delil olmaksızın bir sözü kabul etmektir. Başkasını körü körüne taklit edene “mukallit” denir. Bu tür taklit, mühim bir şahsiyet zaafıdır ve gerçeğe ulaşmaya büyük bir engeldir.

Taklit, başkasına benzemeye çalışmaktır. Genelde büyüklerin hal ve hareketleri taklit edilir. İyi yolda olanları taklit, iyi bir haslettir. Kötü yolda gidenleri taklit ise, büyük bir felaket…

Kur’an-ı Kerim, körü körüne taklidi şiddetle reddeder. Mesela, şu ayete bakalım:

Onlara ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiğinde, ‘Hayır, biz atalarımızı ne üzere bulduksa ona uyarız’ dediler. Ya ataları bir şeye akıl erdiremez ve doğruyu seçemez kimselerse, yine mi onlara uyacaklar?”2

Hamdi Yazır ayetin yorumunda şöyle der:

Uyma sebebi, eskilik, yenilik veya atalar yolu olup olma­mak değil, emr-i hakka mutabık, delil-i hakka muvafık ol­maktır. Hakkın emrine uyan ve yaptığını bilen atalara uyulur. Bilakis, Hakk’ın emrini tanımayan, ne yaptığını bilmeyen­lere, atalar dahi olsa yine uyulmaz.”3

Ey Rabbimiz, biz efendilerimize, büyüklerimize uyduk, onlar da bizi yoldan saptırdılar…”4 diyerek cehennemde feryat edenleri anlatan ayet ise, taklidin diğer âlemdeki akıbetini haber verir.

Esas olan, taklit değil, tahkiktir. Yani, inceleyip araştırarak bizzat gerçeğe ulaşmaktır.

Körü körüne taklit, dinen kınanmıştır. Batıl atalar yolunu körü körüne izleyenleri kınayan ayetin devamında, Cenab-ı Hak şöyle bildirir:

Kâfirlerin hali, çobanın sözünü anlamayan, ancak bağırıp çağırışını işiten hayvanlara benzer. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık akıl etmezler.”5

Taklit içinde olan kâfirler, zihinlerini kendilerine okunana vermezler. Onlara anlatılana dikkat etmezler. Bu durumda onlar, sesi duyup da manayı anlamayan hayvanlara benzerler.

Mukallit insanlar, başlarında iyi bir çoban olursa rahat ederler. Yoksa kimliksiz, şahsiyetsiz bir hayat geçirmeye mahkûm olurlar. Kendi başlarına karar veremezler. Kendi akıllarını kullanamazlar.

Taklidi reddeden bir dinin mensupları arasında, körü körüne taklit hastalığının olmaması gerekir. Fakat her nasılsa, özellikle cehaletin hâkim olduğu çevrelerde, Müslümanlarda da bu tür taklit görülmektedir. “Ağam bilir.” “Şeyhim söylüyorsa doğrudur.” “Liderim söylemişse doğru demiştir.” şeklindeki genellemeci yaklaşımlar, gerçeklerin örtülmesini netice verir. Zira İslam’da peygamber dışında hiçbir şahsın masumiyeti söz konusu değildir. Her insan yanılabilir ve hata edebilir. Gerçekten büyük olan zatlar, hiçbir zaman kendilerini hatalardan uzak görme ve gösterme cihetine gitmezler. Bir kusur işlediğinde veya farkına varmadan yanıldığı ortaya çıktığında, bunlar hemen tevbe ile hakka yönelirler. Yanlışta ısrar yanlışını yapmazlar.

Bu konuda, Bediüzzaman şu hatırlatmada bulunur:

Hiçbir müfsit ‘Ben müfsidim’ demez, daima suret-i haktan görünür. Yahut batılı hak görür Evet, kimse demez ‘Ayranım ekşidir.’ Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor.”6

1 Lokman, 21.

2 Bakara, 170.

3 Yazır, I, 586

4 Ahzab, 67.

5 Bakara, 171.

6 Nursi, Asar-ı Bediiyye, s.376

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir