Şeytan, insanları korku damarından yakalayıp hayırlı işlerden alıkoymak ister. Bunun farklı tezahürleri olabilir. Kur’an ayetleri bu noktada da bizlerin ufkunu açmaktadır. Mesela:
1-”Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve çirkin işlere teşvik eder.”1
“Allah yolunda vermek”, dinde önemli bir esastır. Ama şeytan buna engel olmaya çalışır, “Verirsen malın azalır. Hem niye vereceksin ki?” der.
Hâlbuki vermekle mal azalmaz. Her ne kadar azalsa da Allah onu bereketlendirir. Kuyunun suyu alındıkça yerine yenisi gelir, alınmazsa durgunlaşır ve kokuşur. Ağacın dalları budandıkça daha da kuvvetlenir, bol ürün verir. Allah yolunda verdikçe malın bereketlenmesi de işte böyledir.
2- “İki ordu karşılaştığında içinizden dönenler var ya; yaptıkları bazı şeyler yüzünden şeytan onların ayaklarını kaydırmak istedi. Bununla beraber, Allah onları bağışladı. Şüphesiz Allah, Gafur’dur, Halîm’dir.”2
Ayet Uhud Savaşı ile ilgilidir. Savaşın başında şeytanın vesvesesiyle iki kabile geri dönmek isterler.
Savaş meydanı, aynı zamanda şeytanla mücadele meydanıdır. Meydanda savaş olmadan önce, kalplerde bir savaş yaşanır. Şeytan, kalpteki “lemme-i şeytaniye” denilen merkezden yaptığı yayınlarla ehl-i imanı korkutmaya, savaştan ürkütmeye çalışır. Zaman zaman da netice alır. Meydanda savaş devam ederken, kalpteki savaş sürmektedir. Meydanda savaş biter, ama kalpteki savaş bütün şiddetiyle yine devam eder.
3-”(Size o haberi getiren) ancak şeytandır, o sadece kendi dostlarını korkutabilir. Onlardan korkmayın, eğer mümin iseniz benden korkun.”3
Bu ayet de Uhud Savaşı’yla alakalıdır. Müslümanlar Uhud’da bir mağlubiyet yaşarlar. Ebu Süfyan, Uhud’dan ordusuyla ayrılırken, Hz. Peygamber’e şöyle seslenir.
“Bedir’in intikamını aldık. Seneye Bedir’de buluşalım.”
Rasulullah, “İnşallah” der.
Belirlenen vakit geldiğinde, Ebu Süfyan ordusuyla yola çıkar. Fakat içine bir korku düşmüştür, geriye dönmek ister. Yolda Nuaym Bin Mesud’la karşılaşırlar. Onu Medine’ye caydırıcı propaganda yapması için gönderir. Nuaym Bin Mes’ud, Medine’ye gelir ve “Ebu Süfyan, karşısında dayanılmaz bir orduyla yola çıkmış, geliyor. Vallahi, bir tekiniz sağ kalmazsınız” der.
Rasulullah, bu tarz propaganda karşısında, sahabilere: “Ben tek başıma da olsa karşı çıkacağım” diyerek kararlılığını gösterir. Sahabilerle beraber Bedir’e gelir, sekiz gün orada kalır, alışveriş eder, dönerler. Bu sefere, Sevik Gazvesi denilmiştir.4
Kur’an-ı Kerîm, şu ayetleriyle bu gazveye işaret eder:
“Onlar öyle kimselerdir ki, insanlar kendilerine ‘Düşmanlar sizin için toplandı, onlardan korkun’ dediklerinde, imanları ziyadeleşip şöyle dediler: ‘Hasbünallah ve ni’me’l-vekil’ (Allah bize yeter. O ne güzel vekildir).
Böylece, Allah’tan bir nimet ve bir lütfa mazhar oldular. Kendilerine hiç bir keder dokunmadı. Allah’ın rızasına uydular. Allah çok büyük lütuf sahibidir.”5
1 Bakara, 268.
2 Al-i İmran, 155.
3 Al-i İmran, 175.
4 Fahreddin Râzî, Mefatihu’l- Gayb (Tefsir-i Kebir), Daru İhyai’t- Türasi’l-Arabî, Beyrut, IX, 99; Ebu’l-Berekât Nesefi, Medâriku’t- Tenzîl ve Hakaku’t- Te’vîl, (Tefsîru’n- Nesefî) Kahraman Yay. İst. 1984. I, 195
5 Al-i İmran, 173-174.
