Aşağıda metnini ve mealini cümlelere ayrılmış şekliyle vereceğimiz dua, Hz. Ali’nin sırdaşı Kumeyl Bin Ziyad’a Hz. Hızır’ın öğrettiği bir dua olarak meşhurdur. Şia kaynaklarında Ehl-i Beyt’ten rivayet edilen “Kumeyl Duası”, Ehl-i Sünnet arasında da kabul gören ve okunan bir duadır.
أَللَّهُمَّ إِنّي أَسْأَلُكَ
Allahım! Şunlar hürmetine Senden istiyorum:
بِرَحْمَتِكَ الَّتي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ
Her şeyi içine alan rahmetin hürmetine,
وَبِقُوَّتِكَ الَّتي قَهَرْتَ بِها كُلَّ شَيْءٍ ، وَخَضَعَ لَهَا كُلُّ شَيْءٍ ، وَذَلَّ لَهَا كُلُّ شَيْءٍ
Kendisiyle her şeye hükmettiğin, karşısında her şeyin boyun eğdiği
ve kendisine her şeyin zelil olduğu kuvvetin hürmetine,
وَبِجَبَرُوتِكَ الَّتي غَلَبْتَ بِها كُلَّ شَيْءٍ
Her şeye kendisiyle galip geldiğin ceberutun hürmetine,
وَبِعِزَّتِكَ الَّتي لايَقُومُ لَها شَيْءٌ
Önünde hiç bir şeyin duramadığı izzetin hürmetine,
وَبِعَظَمَتِكَ الَّتي مَلَأَتْ كُلَّ شَيْءٍ
Her şeyi dolduran azametin hürmetine,
وَبِسُلْطانِكَ الَّذي عَلاَ كُلَّ شَيْءٍ
Her şeye üstün gelen saltanatın hürmetine,
وَبِوَجْهِكَ الْباقي بَعْدَ فَناءِ كُلِّ شَيْءٍ
Her şeyin fani olmasından sonra baki kalacak vechin (zatın) hürmetine,
وَبِأَسْمائِكَ الَّتي مَلَأَتْ أَرْكانَ كُلِّ شَيْءٍ
Her şeyin erkânını (esaslarını) dolduran isimlerin hürmetine,
وَبِعِلْمِكَ الَّذي أَحاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ
Her şeyi kuşatan ilmin hürmetine
وَبِنُورِ وَجْهِكَ الَّذي أَضاءَ لَهُ كُلُّ شَيْءٍ
Ve her şeyi aydınlatan vechinin (zatının) nuru hürmetine senden niyaz ederim.
يا نُورُ يا قُدُّوسُ ، يا أَوَّلَ الْأَوَّلينَ ، وَيا آخِرَ الْآخِرينَ
Ey Nur, ey Kuddüs, ey evvellerin evveli ve ey âhirlerin âhiri!
أَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِيَ الذُّنُوبَ الَّتي تَهْتِكُ الْعِصَمَ
Allahım! Benim ismet perdesini yırtan günahlarımı affet.
أَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِيَ الذُّنُوبَ الَّتي تُنْزِلُ النِّقَمَ
Allahım! Cezalara yol açan günahlarımı affet.
أَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِيَ الذُّنُوبَ الَّتي تُغَيِّرُ النِّعَمَ
Allahım! Nimetleri değiştiren günahlarımı affet.
أَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِيَ الذُّنُوبَ الَّتي تَحْبِسُ الدُّعاءَ
Allahım! Duanın icabetini önleyen günahlarımı affet.
أَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِيَ الذُّنُوبَ الَّتي تُنْزِلُ الْبَلاءَ
Allahım! Belanın inmesine sebep olan günahlarımı affet.
أَللَّهُمَّ اغْفِرْ لي كُلَّ ذَنْبٍ أَذْنَبْتُهُ ، وَكُلَّ خَطيئَةٍ أَخْطَأْتُها
Allahım! İşlediğim bütün günahları ve yaptığım bütün hataları affet.
أَللَّهُمَّ إِنّي أَتَقَرَّبُ إِلَيْكَ بِذِكْرِكَ وَأَسْتَشْفِعُ بِكَ إِلى نَفْسِكَ
Allahım! Ben zikrinle sana yaklaşmak istiyorum ve Sana ulaşmak için Senden şefaat diliyorum.
وَأَسْأَلُكَ بِجُودِكَ أَنْ تُدْنِيَني مِنْ قُرْبِكَ وَأَنْ تُوزِعَني شُكْرَكَ ، وَأَنْ تُلْهِمَني ذِكْرَكَ
Cömertliğin hürmetine beni kendine yaklaştırmanı, şükrünü edayı bana nasip kılmanı
ve zikrini bana ilham etmeni istiyorum.
أَللَّهُمَّ إِنّي أَسْأَلُكَ سُؤالَ خاضِعٍ مُتَذَلِّلٍ خاشِعٍ أَنْ تُسامِحَني وَتَرْحَمَني وَتَجْعَلَني بِقِسْمِكَ راضِياً قانِعاً ، وَفي جَميعِ الْأَحْوالِ مُتَواضِعاً
Allahım! Boyun eğmiş, mütezellil ve huşu’lu bir isteyişle Senden hatalarıma göz yummanı, bana merhamet etmeni, beni verdiğine razı, kanaatkâr ve bütün hallerde mütevazı kılmanı istiyorum.
أَللَّهُمَّ وَأَسْأَلُكَ سُؤالَ مَنِ اشْتَدَّتْ فاقَتُهُ ، وَأَنْزَلَ بِكَ عِنْدَ الشَّدائِدِ حاجَتَهُ ، وَعَظُمَ فيما عِنْدَكَ رَغْبَتُهُ
Allahım! İhtiyacı şiddetli olan, hacetini zorluklar anında kapına getiren ve katında bulunanlara büyük rağbeti olan kimsenin isteyişiyle senden istiyorum.
أَللَّهُمَّ عَظُمَ سُلْطانُكَ ، وَعَلاَ مَكانُكَ ، وَخَفِيَ مَكْرُكَ ، وَظَهَرَ أَمْرُكَ ، وَغَلَبَ قَهْرُكَ ، وَجَرَتْ قُدْرَتُكَ ، وَلايُمْكِنُ الْفِرارُ مِنْ حُكُومَتِكَ
Allahım! Senin saltanatın büyüktür, konumun yücedir, mekrin gizlidir, emrin açıktır, kahrın galiptir, kudretin (her şeyde) caridir ve senin hükmünden kaçmak imkânsızdır.
أَللَّهُمَّ لاَ أَجِدُ لِذُنُوبي غافِراً، وَلا لِقَبائِحي ساتِراً ، وَلا لِشَيْءٍ مِنْ عَمَلِيَ الْقَبيحِ بِالْحَسَنِ مُبَدِّلاً غَيْرَكَ
Allahım! Senden başka günahlarımı affedecek, kabahatlerimi örtecek ve çirkin amelimi güzele çevirecek birini bulamam.
لا إِلهَ إِلّا أَنْتَ سُبْحانَكَ وَبِحَمْدِكَ
Senden başka ilah yoktur; münezzehsin; sana hamdederim.
ظَلَمْتُ نَفْسي ، وَتَجَرَّأْتُ بِجَهْلي ، وَسَكَنْتُ إِلى قَديمِ ذِكْرِكَ لي ، وَمَنِّكَ عَلَيَّ
Nefsime zulmettim, cahilliğim yüzünden itaatsizlik yaptım
ve bana olan kadim zikrine ve ihsanda bulunmana güvendim.
أَللَّهُمَّ مَوْلايَ كَمْ مِنْ قَبيحٍ سَتَرْتَهُ ، وَكَمْ مِنْ فادِحٍ مِنَ الْبَلاءِ أَقَلْتَهُ ، وَكَمْ مِنْ عِثارٍ وَقَيْتَهُ ، وَكَمْ مِنْ مَكْرُوهٍ دَفَعْتَهُ وَكَمْ مِنْ ثَناءٍ جَميلٍ لَسْتُ أَهْلاً لَهُ نَشَرْتَهُ
Allahım! Ey Mevlam! Nice kötülüklerimin üzerini örttün, nice zillet verici belaları benden kaldırdın,
nice hatalardan beni korudun, nice hoşa gitmeyen şeyleri uzaklaştırdın,
nice layık olmadığım güzel övgüleri benim hakkımda yaydın.
أَللَّهُمَّ عَظُمَ بَلائي ، وَأَفْرَطَ بي سُوءُ حَالِي ، وَقَصُرَتْ بي أَعْمَالي ، وَقَعَدَتْ بي أَغْلاَلي ، وَحَبَسَني عَنْ نَفْعي بُعْدُ أَمَلي ، وَخَدَعَتْنِى الدُّنْيا بِغُرُورِها ، وَنَفْسي بِجِنايَتِها وَمِطالي
Allahım! Belam büyüdü, halimin kötülüğü haddi aştı, amellerim beni aciz bıraktı,
(heva ve heves) zincirlerim beni çökertti, uzun arzularım beni menfaatimden alıkoyup hapsetti, dünya beni boş şeylerle ve nefsim ise cinayetiyle ve müsamahakârlığımla beni aldattı.
يا سَيِّدي فَأَسْأَلُكَ بِعِزَّتِكَ أَنْ لايَحْجُبَ عَنْكَ دُعائي سُوءُ عَمَلي وَفِعالي،
Ey Seyyidim! İzzetinin hürmetine senden istiyorum ki, amelimin ve fiillerimin kötülüğü Senden duamın kabulüne perde olmasın.
وَلاتَفْضَحْني بِخَفِيِّ مَا اطَّلَعْتَ عَلَيْهِ مِنْ سِرّي ،
Bildiğin gizli sırlarımı açarak beni rezil etme.
وَلاتُعاجِلْني بِالْعُقُوبَةِ عَلى ما عَمِلْتُهُ في خَلَواتي مِنْ سُوءِ فِعْلي وَ إِسائَتي، وَدَوامِ تَفْريطي وَجَهالَتي، وَكَثْرَةِ شَهَواتي وَغَفْلَتي.
Gizlice işlediğim kötü amelim ve davranışım, sürekli ihmalkârlığım ve cahilliğim, nefsanî isteklerim ve gafletimin çokluğu yüzünden, beni cezalandırmada acele etme.
وَكُنِ اللَّهُمَّ بِعِزَّتِكَ لي في كُلِّ الْأَحْوالِ رَؤُفاً ، وَعَلَيَّ في جَميعِ الْاُمُورِ عَطُوفاً،
Allahım! İzzetin hürmetine her durumda bana karşı şefkatli ve bütün işlerimde merhametli ol.
إِلهي وَرَبّي مَنْ لي غَيْرُكَ، أَسْأَلُهُ كَشْفَ ضُرّي، وَالنَّظَرَ في أَمْري .
Ya İlahî ve ya Rabbi! Senden başka kimim var ki, ondan kötü durumumu gidermesini
ve halime bakmasını isteyeyim.
إِلهي وَمَوْلايَ أَجْرَيْتَ عَلَيَّ حُكْماً اتَّبَعْتُ فيهِ هَوى نَفْسي ، وَلَمْ أَحْتَرِسْ فيهِ مِنْ تَزْيينِ عَدُوّي ، فَغَرَّني بِما أَهْوى وَأَسْعَدَهُ عَلى ذلِكَ الْقَضاءُ فَتَجاوَزْتُ بِما جَرى عَلَيَّ مِنْ ذلِكَ بَعْضَ حُدُودِكَ ، وَخالَفْتُ بَعْضَ أَوامِرِكَ.
Ey Mabudum, ey Mevlam! Nefsimin hevasına uyduğum şeyde bana hükmettin. Ben ise düşmanımın (şeytanın) günahları süslü kılmasından sakınmadım. O da beni istediği gibi aldattı ve kader de bu işte ona yardımcı oldu. Böylece bu başıma gelenlerden dolayı bazı sınırlarını aştım ve bazı emirlerine karşı geldim.
فَلَكَ الْحَمْدُ عَلَيَّ في جَميعِ ذلِكَ ، وَلا حُجَّةَ لي فيما جَرى عَلَيَّ فيهِ قَضاؤُكَ ، وَأَلْزَمَني حُكْمُكَ وَبَلاؤُكَ
Bütün bunlarda senin bana minnetin vardır. Benim ise hakkımda gerçekleşen kaderin ve beni yakalayan hüküm ve imtihanın karşısında hiçbir hüccetim yoktur.
وَقَدْ أَتَيْتُكَ يا إِلهي بَعْدَ تَقْصيري وَ إِسْرافي عَلى نَفْسي، مُعْتَذِراً نادِماً مُنْكَسِراً مُسْتَقيلاً مُسْتَغْفِراً مُنيباً مُقِرّاً مُذْعِناً مُعْتَرِفاً
İhmalim ve nefsime uymamdan sonra Ya İlahî; özür dileyen, pişmanlık duyan, kalbi kırık, perişan, istiğfar eden, tövbe ile Sana yönelen, günahını ikrar eden, suçluluğunu bilen, kusurunu itiraf eden biri olarak huzuruna geldim.
لا أَجِدُ مَفَرّاً مِمَّا كانَ مِنّي وَلا مَفْزَعاً أَتَوَجَّهُ إِلَيْهِ في أَمْري غَيْرَ قَبُولِكَ عُذْري وَ إِدْخالِكَ إِيَّايَ في سَعَةِ رَحْمَتِكَ.
Mazeretimi kabul edip beni sonsuz rahmetine dâhil etmenden başka, işlediğim günahlardan kaçacak bir mekân ve sığınacak bir yer bulamıyorum.
أَللَّهُمَّ فَاقْبَلْ عُذْري ، وَارْحَمْ شِدَّةَ ضُرّي ، وَفُكَّني مِنْ شَدِّ وَثاقي ،
Allahım! Artık mazeretimi kabul eyle ve perişanlığımın şiddetine acı, (heva ve heves) zincirlerinden beni kurtar.
يا رَبِّ ارْحَمْ ضَعْفَ بَدَني ، وَرِقَّةَ جِلْدي ، وَدِقَّةَ عَظْمي ،
Ya Rabbi! Bedenimin zayıf, derimin ince ve kemiklerimin hassas oluşuna acı.
يا مَنْ بَدَأَ خَلْقي وَذِكْري وَتَرْبِيَتي وَبِرّي وَتَغْذِيَتي، هَبْني لِابْتِداءِ كَرَمِكَ وَسالِفِ بِرِّكَ بي.
Ey beni yaratıp (kulum diye) yâd eden, beni terbiye edip rızık veren; başlangıçtaki keremin ve bana olan geçmişteki ihsanın hürmetine beni bağışla.
يا إِلهي وَسَيِّدي وَرَبّي ، أَتُراكَ مُعَذِّبي بِنارِكَ بَعْدَ تَوْحيدِكَ ، وَبَعْدَ مَا انْطَوى عَلَيْهِ قَلْبي مِنْ مَعْرِفَتِكَ ، وَلَهِجَ بِهِ لِساني مِنْ ذِكْرِكَ ، وَاعْتَقَدَهُ ضَميري مِنْ حُبِّكَ ، وَبَعْدَ صِدْقِ اعْتِرافي وَدُعائي خاضِعاً لِرُبُوبِيَّتِكَ
Ey Mabudum, Ey Seyyidim ve ey Rabbim! Tevhidine inandıktan, marifetin bütün kalbimi doldurduktan, dilim zikrinle meşgul olduktan, muhabbetin içime işledikten, Rububiyetine boyun eğerek sadakatle (günahlarımı) itiraf ve duamdan sonra, beni cehennem ateşiyle azap etmeni tasavvur edemiyorum.
هَيْهاتَ ، أَنْتَ أَكْرَمُ مِنْ أَنْ تُضَيِّعَ مَنْ رَبَّيْتَهُ ، أَوْ تُبْعِدَ مَنْ أَدْنَيْتَهُ ، أَوْ تُشَرِّدَ مَنْ آوَيْتَهُ ، أَوْ تُسَلِّمَ إِلَى الْبَلاءِ مَنْ كَفَيْتَهُ وَرَحِمْتَهُ .
Böyle bir şey senden uzaktır. Sen kendi yetiştirdiğini zayi etmekten, yakınlaştırdığını uzaklaştırmaktan, barındırdığını kovmaktan veya kendisine kifayet ettiğin ve rahmetine mazhar kıldığını belalara teslim etmekten yücesin.
وَلَيْتَ شِعْري يا سَيِّدي وَ إِلهي وَمَوْلايَ أَتُسَلِّطُ النَّارَ عَلى وُجُوهٍ خَرَّتْ لِعَظَمَتِكَ ساجِدَةً ، وَعَلى أَلْسُنٍ نَطَقَتْ بِتَوْحيدِكَ صادِقَةً ، وَبِشُكْرِكَ مادِحَةً ، وَعَلى قُلُوبٍ اعْتَرَفَتْ بِإِلهِيَّتِكَ مُحَقِّقَةً ، وَعَلى ضَمائِرَ حَوَتْ مِنَ الْعِلْمِ بِكَ حَتَّى صارَتْ خاشِعَةً ، وَعَلى جَوارِحَ سَعَتْ إِلى أَوْطانِ تَعَبُّدِكَ طائِعَةً ، وَأَشارَتْ بِاسْتِغْفارِكَ مُذْعِنَةً.
Keşke bir bilseydim, Ey Seyyidim, ey İlahım ve ey Mevlam! Azametin karşısında secdeye düşen yüzlere; sadakatle vahdaniyetine şahadet eden ve medih ile sana şükreden dillere; ilahlığını tahkiki olarak itiraf eden kalplere; marifetinle dolup taşan ve böylece huşuyla eğilen vicdanlara; severek Sana ibadete koşan ve izan ile günahını itiraf eden uzuvlara cehennem ateşini musallat eder misin?
ما هكَذَا الظَّنُّ بِكَ ، وَلا اُخْبِرْنا بِفَضْلِكَ عَنْكَ يا كَريمُ يا رَبِّ ،
Senin hakkında böyle düşünülemez; senin lütfunla ilgili bize böyle bir haber verilmedi ey Kerim, ey Rab!
وَأَنْتَ تَعْلَمُ ضَعْفي عَنْ قَليلٍ مِنْ بَلاءِ الدُّنْيا وَعُقُوباتِها ، وَما يَجْري فيها مِنَ الْمَكارِهِ عَلى أَهْلِها ، عَلى أَنَّ ذلِكَ بَلاءٌ وَمَكْرُوهٌ قَليلٌ مَكْثُهُ ، يَسيرٌ بَقائُهُ ، قَصيرٌ مُدَّتُهُ ،
Dünyanın azıcık bela ve çetin halleri ve bunların zorlukları karşısında benim dayanamayışımı sen biliyorsun. Hâlbuki bu bela ve zorlukların devamı az, tahammülü kolay ve müddeti kısadır.
فَكَيْفَ احْتِمالي لِبَلاءِ الْآخِرَةِ ، وَجَليلِ وُقُوعِ الْمَكارِهِ فيها
O halde nasıl tahammül edeyim ahiretteki belaya; orada meydana gelecek büyük acılara?
وَهُوَ بَلاءٌ تَطُولُ مُدَّتُهُ ، وَيَدُومُ مَقامُهُ ، وَلايُخَفَّفُ عَنْ أَهْلِهِ ،
Oradaki belanın müddeti uzun ve süreklidir, ehline bir hafifletme de olmaz.
لِأَنَّهُ لايَكُونُ إِلّا عَنْ غَضَبِكَ وَانْتِقامِكَ وَسَخَطِكَ
Çünkü bu, ancak Senin gazabın, intikamın ve şiddetli cezandandır.
وَهذا ما لاتَقُومُ لَهُ السَّماواتُ وَالْأَرْضُ ،
Bu ise göklerin ve yerin dayanamayacağı bir şeydir.
يا سَيِّدي ، فَكَيْفَ لي وَأَنَا عَبْدُكَ الضَّعيفُ الذَّليلُ الْحَقيرُ الْمِسْكينُ الْمُسْتَكينُ.
Ey Seyyidim! O zaman senin zayıf, zelil, hakir, miskin ve biçare kulun olan benim halim nasıl olur?
يا إِلهي وَرَبّي وَسَيِّدي وَمَوْلايَ ، لِأَيِّ الْاُمُورِ إِلَيْكَ أَشْكُو ، وَلِما مِنْها أَضِجُّ وَأَبْكي ، لِأَليمِ الْعَذابِ وَشِدَّتِهِ ، أَمْ لِطُولِ الْبَلاءِ وَمُدَّتِهِ ،
Ey İlahım, Rabbim, Seyyidim ve Mevlam! Hangi şeyden dolayı sana şikâyette bulunayım ve hangisi için ağlayıp sızlayayım? Azabın elem ve şiddetine mi? Yoksa belanın uzunluğu ve müddetine mi?
فَلَئِنْ صَيَّرْتَني لِلْعُقُوباتِ مَعَ أَعْدائِكَ ، وَجَمَعْتَ بَيْني وَبَيْنَ أَهْلِ بَلائِكَ ، وَفَرَّقْتَ بَيْني وَبَيْنَ أَحِبَّائِكَ وَأَوْلِيائِكَ فَهَبْني يا إِلهي وَسَيِّدي وَمَوْلايَ وَرَبّي صَبَرْتُ عَلى عَذابِكَ فَكَيْفَ أَصْبِرُ عَلى فِراقِكَ
Eğer bana ceza çektirmek için düşmanlarının yanında yer verirsen ve mübtela kıldığın bela ehliyle beni bir araya getirir, beni dostların ve velilerinden ayırırsan, Ey İlahım, Seyyidim, Mevlam ve Rabbim! Faraza azabına tahammül edebilecek olsam bile, senin ayrılığına nasıl dayanabilirim?
وَهَبْني صَبَرْتُ عَلى حَرِّ نارِكَ فَكَيْفَ أَصْبِرُ عَنِ النَّظَرِ إِلى كَرامَتِكَ ،
Faraza Senin cehennem ateşinin hararetine dayandım, ama keremine nazar etmekten mahrum olmama nasıl sabredeyim?
أَمْ كَيْفَ أَسْكُنُ فِى النَّارِ وَرَجائي عَفْوُكَ.
Yahut affını ümit ettiğim halde cehennem ateşinde nasıl sükûnet bulayım?
فَبِعِزَّتِكَ يا سَيِّدي وَمَوْلايَ اُقْسِمُ صادِقاً لَئِنْ تَرَكْتَني ناطِقاً ، لَأَضِجَّنَّ إِلَيْكَ بَيْنَ أَهْلِها ضَجيجَ الْآمِلينَ، وَلَأَصْرُخَنَّ إِلَيْكَ صُراخَ الْمُسْتَصْرِخينَ ، وَلَأَبْكِيَنَّ عَلَيْكَ بُكاءَ الْفاقِدينَ ، وَلَاُنادِيَنَّكَ أَيْنَ كُنْتَ يا وَلِيَّ الْمُؤْمِنينَ، يا غايَةَ آمالِ الْعارِفينَ ، يا غِياثَ الْمُسْتَغيثينَ ، يا حَبيبَ قُلُوبِ الصَّادِقينَ ، وَيا إِلهَ الْعالَمينَ .
İzzetin hürmetine, ey Seyyidim ey Mevlam! Sadakatle yemin ediyorum ki, eğer konuşmama izin verirsen, cehennem ehli arasında ümit sahibi kimseler gibi sürekli dergâhına yönelip inlerim; medet dileyenler gibi Sana feryat edip yardım dilerim; kaybedenler gibi Sana ağlayıp sızlarım; “Ey Müminlerin Velisi, ey ariflerin en yüce gayesi, ey yardım dileyenlerin imdadına yetişen, ey sadık kalplerin sevgilisi ve ey âlemlerin ilahı! Neredesin?” diye Sana nida ederim.
أَفَتُراكَ سُبْحانَكَ يا إِلهي وَبِحَمْدِكَ تَسْمَعُ فيها صَوْتَ عَبْدٍ مُسْلِمٍ سُجِنَ فيها بِمُخالَفَتِهِ ، وَذاقَ طَعْمَ عَذابِها بِمَعْصِيَتِهِ ، وَحُبِسَ بَيْنَ أَطْباقِها بِجُرْمِهِ وَجَريرَتِهِ
Ey İlahım! Seni tenzih ediyor ve sana hamdediyorum. Şunu tasavvur edemiyorum: Sana muhalefeti yüzünden cehennem hapsinde tutulan, günahı yüzünden onun azabını tadan ve işlediği suç ve cinayetten dolayı onun tabakalarından birinde tutulan Müslüman bir kulunun sesini duyasın da affetmeyesin.
وَهُوَ يَضِجُّ إِلَيْكَ ضَجيجَ مُؤَمِّلٍ لِرَحْمَتِكَ ، وَيُناديكَ بِلِسانِ أَهْلِ تَوْحيدِكَ ، وَيَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ بِرُبُوبِيَّتِكَ.
Hâlbuki o, rahmetini uman biri gibi inlemekte ve tevhid ehlinin diliyle Seni çağırmakta ve Senin rububiyet makamını vasıta ederek Sana el açmakta.
يا مَوْلايَ ، فَكَيْفَ يَبْقى فِي الْعَذابِ وَهُوَ يَرْجُو ما سَلَفَ مِنْ حِلْمِكَ ،
Ey Mevlam! O, senin önceden yaptığın hilmini umduğu halde, nasıl azapta kalabilir?
أَمْ كَيْفَ تُؤْلِمُهُ النَّارُ وَهُوَ يَأْمُلُ فَضْلَكَ وَرَحْمَتَكَ ،
Yahut senin ihsan ve merhametini ümit ettiği halde ateş nasıl onu incitir?
أَمْ كَيْفَ يُحْرِقُهُ لَهيبُها وَأَنْتَ تَسْمَعُ صَوْتَهُ وَتَرى مَكانَهُ ،
Yahut Sen onun sesini işittiğin ve yerini gördüğün halde cehennem ateşi nasıl onu yakar?
أَمْ كَيْفَ يَشْتَمِلُ عَلَيْهِ زَفيرُها وَأَنْتَ تَعْلَمُ ضَعْفَهُ ،
Yahut Sen onun zafiyetini bildiğin halde cehennemin alevleri onu nasıl kuşatır?
أَمْ كَيْفَ يَتَقَلْقَلُ بَيْنَ أَطْباقِها وَأَنْتَ تَعْلَمُ صِدْقَهُ ،
Yahut Sen onun doğruluğunu bildiğin halde, cehennemin tabakaları arasında nasıl kıvranıp kalır?
أَمْ كَيْفَ تَزْجُرُهُ زَبانِيَتُها وَهُوَ يُناديكَ يا رَبَّهْ ،
Yahut o seni “Ya Rab!” diye çağırırken, cehennem zebanileri nasıl ona eziyet eder?
أَمْ كَيْفَ يَرْجُو فَضْلَكَ في عِتْقِهِ مِنْها فَتَتْرُكُهُ فيها ،
Yahut cehennemden azat olmak için senin lütfunu umduğu halde onu nasıl orada bırakırsın?
هَيْهاتَ ، ما ذلِكَ الظَّنُّ بِكَ وَلَا الْمَعْرُوفُ مِنْ فَضْلِكَ وَلا مُشْبِهٌ لِما عامَلْتَ بِهِ الْمُوَحِّدينَ مِنْ بِرِّكَ وَ إِحْسانِكَ
Böyle bir şey senden uzaktır. Hakkında bunlar düşünülemez. Senin fazlınla ilgili bilinen bunlar değildir. Bunlar senin muvahhit insanlara yaptığın iyilik ve ihsanına benzeyen şeyler de değildir.
فَبِالْيَقينِ أَقْطَعُ لَوْلا ما حَكَمْتَ بِهِ مِنْ تَعْذيبِ جاحِديكَ ، وَقَضَيْتَ بِهِ مِنْ إِخْلادِ مُعانِديكَ لَجَعَلْتَ النَّارَ كُلَّها بَرْداً وَسَلاماً ، وَما كانَ لِأَحَدٍ فيها مَقَرّاً وَلا مُقاماً ،
Ben şüphesiz biliyorum ki, eğer seni inkâr edenlerin azabına hükmetmeseydin ve seni inadına inkâr eden düşmanlarını ebedi azaba duçar etmeyi kararlaştırmasaydın, cehennem ateşini tamamıyla serin ve selamet ederdin ve onda hiç kimse yer ve ikamet olmazdı.
لكِنَّكَ تَقَدَّسَتْ أَسْماؤُكَ أَقْسَمْتَ أَنْ تَمْلَأَها مِنَ الْكافِرينَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعينَ ، وَأَنْ تُخَلِّدَ فيهَا الْمُعانِدينَ
Ama sen, -ey isimleri mukaddes olan!- Cehennemi, insanların ve cinlerin kâfirleriyle doldurmaya ve inatçı kâfirleri orada ebedi olarak tutmaya yemin ettin.
وَأَنْتَ جَلَّ ثَناؤُكَ قُلْتَ مُبْتَدِئاً ، وَتَطَوَّلْتَ بِالْإِنْعامِ مُتَكَرِّماً أَفَمَنْ كانَ مُؤْمِناً كَمَنْ كانَ فاسِقاً لايَسْتَوُونَ
Sen, ey medhi yüce olan! Daha işin başında bildirmiş ve sürekli kerem ve ihsanda bulunarak buyurmuşsun ki: “Mümin olan bir kimse, fasık olan kimseyle bir olur mu? (Hayır), onlar aynı olmazlar.”1
إِلهي وَسَيِّدي ، فَأَسْأَلُكَ بِالْقُدْرَةِ الَّتي قَدَّرْتَها ، وَبِالْقَضِيَّةِ الَّتي حَتَمْتَها وَحَكَمْتَها ، وَغَلَبْتَ مَنْ عَلَيْهِ أَجْرَيْتَها أَنْ تَهَبَ لي في هذِهِ اللَّيْلَةِ وَفي هذِهِ السَّاعَةِ كُلَّ جُرْمٍ أَجْرَمْتُهُ ، وَكُلَّ ذَنْبٍ أَذْنَبْتُهُ ، وَكُلَّ قَبيحٍ أَسْرَرْتُهُ
Ey ilahım ve Seyyidim! Takdir ettiğin kudret, hükmedip kesinlik kazandırdığın ve kime icra etsen galip geldiğin kaza ve kader hürmetine, yaptığım bütün suçları, işlediğim bütün günahları, gizlediğim bütün kötülükleri bu gecede ve bu saatte affet.
وَكُلَّ جَهْلٍ عَمِلْتُهُ كَتَمْتُهُ أَوْ أَعْلَنْتُهُ ، أَخْفَيْتُهُ أَوْ أَظْهَرْتُهُ ، وَكُلَّ سَيِّئَةٍ أَمَرْتَ بِإِثْباتِهَا الْكِرامَ الْكاتِبينَ ،
Yaptıktan sonra üzerini örttüğüm veya açığa çıkardığım, gizlediğim veya aşikâr ettiğim cahilliklerimi ve amelleri yazmakla görevli Kiramen Kâtibin meleklerine kaydetmelerini emrettiğin kötülüklerimi affet!
اَلَّذينَ وَكَّلْتَهُمْ بِحِفْظِ ما يَكُونُ مِنّي ، وَجَعَلْتَهُمْ شُهُوداً عَلَيَّ مَعَ جَوارِحي ، وَكُنْتَ أَنْتَ الرَّقيبَ عَلَيَّ مِنْ وَرائِهِمْ ، وَالشَّاهِدَ لِما خَفِيَ عَنْهُمْ ، وَبِرَحْمَتِكَ أَخْفَيْتَهُ ، وَبِفَضْلِكَ سَتَرْتَهُ ،
Sen o melekleri, benim yaptığım amelleri kaydetmekle görevlendirdin. Uzuvlarımla birlikte onları bana şahitler yaptın. Sen ise bunların fevkinde zaten beni görüp gözetensin. Onlara gizli kalan, rahmetinle gizlediğin ve fazlınla örttüğün şeylere de şahitsin.
وَأَنْ تُوَفِّرَ حَظّي مِنْ كُلِّ خَيْرٍ أَنْزَلْتَهُ ، أَوْ إِحْسانٍ فَضَّلْتَهُ ، أَوْ بِرٍّ نَشَرْتَهُ ، أَوْ رِزْقٍ بَسَطْتَهُ ، أَوْ ذَنْبٍ تَغْفِرُهُ ، أَوْ خَطَإٍ تَسْتُرُهُ.
Ayrıca Senden indirdiğin her hayırdan, lutfettiğin her ihsandan, yaydığın her iyilikten, dağıttığın her rızıktan, affettiğin her günahtan veya kapattığın her hatadan nasibimi arttırmanı diliyorum.
يا رَبِّ يا رَبِّ يا رَبِّ ، يا إِلهي وَسَيِّدي وَمَوْلايَ وَمالِكَ رِقّي ، يا مَنْ بِيَدِهِ ناصِيَتي ، يا عَليماً بِضُرّي وَمَسْكَنَتي ، يا خَبيراً بِفَقْري وَفاقَتي.
Ya Rab! Ya Rab! Ya Rab! Ey ilahım, Seyyidim, Mevlam ve boynumun Sahibi! Ey nasıyem elinde olan! Ey zorluk ve çaresizliğimi bilen! Ey fakirlik ve yoksulluğumdan haberdar olan!
يا رَبِّ يا رَبِّ يا رَبِّ ، أَسْأَلُكَ بِحَقِّكَ وَقُدْسِكَ ، وَأَعْظَمِ صِفاتِكَ وَأَسْمائِكَ ، أَنْ تَجْعَلَ أَوْقاتي مِنَ اللَّيْلِ وَالنَّهارِ بِذِكْرِكَ مَعْمُورَةً ، وَبِخِدْمَتِكَ مَوْصُولَةً ، وَأَعْمالي عِنْدَكَ مَقْبُولَةً ، حَتَّى تَكُونَ أَعْمالي وَأَوْرادي كُلُّها وِرْداً واحِداً ، وَحالي في خِدْمَتِكَ سَرْمَداً.
Ya Rab! Ya Rab! Ya Rab! Hakkın, kutsiyetin, en yüce sıfatın ve isimlerin hürmetine senden dileğim şudur: Gece ve gündüz bütün vakitlerimi zikrinle mamur kıl, beni kendi hizmetinde tut, amellerimi kendi indinde kabul buyur. Öyle ki, bütün amellerim ve zikirlerim bir tek vird olsun ve bütün hallerim senin hizmetinde devam bulsun.
يا سَيِّدي يا مَنْ عَلَيْهِ مُعَوَّلي ، يا مَنْ إِلَيْهِ شَكَوْتُ أَحْوالي ،
Ey Seyyidim, ey güvenip dayandığım ve ey hallerimi kendisine şikâyet ettiğim!
يا رَبِّ يا رَبِّ يا رَبِّ ، قَوِّ عَلى خِدْمَتِكَ جَوارِحي ،
Ya Rab! Ya Rab! Ya Rab! Uzuvlarımı hizmetin için güçlendir.
وَاشْدُدْ عَلَى الْعَزيمَةِ جَوانِحي ،
Sana yönelmemde kalbime güç ve sebat ver.
وَهَبْ لِيَ الْجِدَّ في خَشْيَتِكَ ، وَالدَّوامَ فِي الْإِتِّصالِ بِخِدْمَتِكَ ،
Senden ürpermemde ve hizmetini sürdürmede bana bir ciddiyet ver.
حَتَّى أَسْرَحَ إِلَيْكَ في مَيادينِ السَّابِقينَ ،
Ta ki, kulluk yarışı meydanlarında Sana doğru koşayım.
وَاُسْرِعَ إِلَيْكَ فِى الْبارِزينَ ،
Bu yolda meydana çıkanlar arasında süratle Sana doğru geleyim.
وَأَشْتاقَ إِلى قُرْبِكَ فِي الْمُشْتاقينَ ،
Sana müştak olanlar arasında senin yakınlığına iştiyak duyayım.
وَأَدْنُوَ مِنْكَ دُنُوَّ الْمُخْلِصينَ ،
İhlâslı kimselerin yakınlığı gibi sana yakınlaşayım.
وَأَخافَكَ مَخافَةَ الْمُوقِنينَ ،
Yakin ehlinin Senden korktuğu gibi korkayım.
وَأَجْتَمِعَ في جِوارِكَ مَعَ الْمُؤْمِنينَ.
Mü’minlerle beraber yakınında olayım.
أَللَّهُمَّ وَمَنْ أَرادَني بِسُوءٍ فَأَرِدْهُ ،
Allahım! Bana kötülük yapmak isteyene Sen ceza ver.
وَمَنْ كادَني فَكِدْهُ ،
Bana tuzak kuran kimseye Sen tuzak kur.
وَاجْعَلْني مِنْ أَحْسَنِ عَبيدِكَ نَصيباً عِنْدَكَ، وَأَقْرَبِهِمْ مَنْزِلَةً مِنْكَ ، وَأَخَصِّهِمْ زُلْفَةً لَدَيْكَ،
Beni, yanında en iyi pay alan, konumu sana en yakın olan ve Sana hususi yakınlığı olanlardan eyle.
فَإِنَّهُ لايُنالُ ذلِكَ إِلّا بِفَضْلِكَ ،
Doğrusu bunlara erişmek, ancak Senin lütfunladır.
وَجُدْ لي بِجُودِكَ ،
Cömertliğinle bana cömert davran.
وَاعْطِفْ عَلَيَّ بِمَجْدِكَ ،
Yüceliğinle bana teveccüh eyle.
وَاحْفَظْني بِرَحْمَتِكَ،
Rahmetinle beni koru.
وَاجْعَلْ لِساني بِذِكْرِكَ لَهِجاً ، وَقَلْبي بِحُبِّكَ مُتَيَّماً ،
Dilimi zikrine alıştır ve kalbimi, kendi muhabbetine bağlı kıl.
وَمُنَّ عَلَيَّ بِحُسْنِ إِجابَتِكَ ،
Dualarımı iyi bir şekilde kabul etmenle beni minnettar eyle.
وَأَقِلْني عَثْرَتي ، وَاغْفِرْ زَلَّتي ،
Yanılgılarımdan geç ve zellelerimi bağışla.
فَإِنَّكَ قَضَيْتَ عَلى عِبادِكَ بِعِبادَتِكَ ، وَأَمَرْتَهُمْ بِدُعائِكَ ، وَضَمِنْتَ لَهُمُ الْإِجابَةَ.
Çünkü Sen, kullarının Sana ibadet etmelerine hükmettin; Sana dua etmelerini emrettin, icabette bulunmayı da taahhüt ettin.
فَإِلَيْكَ يا رَبِّ نَصَبْتُ وَجْهي ، وَ إِلَيْكَ يا رَبِّ مَدَدْتُ يَدي ،
Ben de Ya Rab! Yüzümü sana çevirdim ve Ya Rab! Ellerimi sana açtım.
فَبِعِزَّتِكَ اسْتَجِبْ لي دُعائي وَبَلِّغْني مُنايَ
İzzetin hürmetine duamı kabul eyle ve beni arzularıma ulaştır.
وَلاتَقْطَعْ مِنْ فَضْلِكَ رَجائي
Fazlından ümidimi kesme.
وَاكْفِني شَرَّ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ مِنْ أَعْدائي
Beni insî ve cinnî düşmanlarımdan koru.
يا سَريعَ الرِّضا، إِغْفِرْ لِمَنْ لايَمْلِكُ إِلَّا الدُّعاءَ، فَإِنَّكَ فَعَّالٌ لِما تَشاءُ ،
Ey çabuk razı olan! Duadan başka bir şeye sahip olmayan kulunu affet.
Muhakkak ki sen dilediğini yapansın.
يا مَنِ اسْمُهُ دَواءٌ، وَذِكْرُهُ شِفاءٌ، وَطاعَتُهُ غِنًى إِرْحَمْ مَنْ رَأْسُ مالِهِ الرَّجاءُ، وَسِلاحُهُ الْبُكاءُ ،
Ey ismi deva, zikri şifa ve itaati zenginlik olan!
Sermayesi ümit ve silahı ağlamak olan kuluna merhamet et.
يا سابِغَ النِّعَمِ ، يا دافِعَ النِّقَمِ ، يا نُورَ الْمُسْتَوْحِشينَ فِي الظُّلَمِ ، يا عالِماً لايُعَلَّمُ
صَلِّ عَلى مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ
Ey nimetleri tamamlayıp yayan, ey zorlukları defeden! Ey karanlıklarda dehşete kapılanların nuru! Ey öğretilmeden bilen! Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine salât et (rahmetinle muamelede bulun).
وَافْعَلْ بي ما أَنْتَ أَهْلُهُ،
Bana da sana yakışan şekilde muamele et.
وَصَلَّى اللَّهُ عَلى رَسُولِهِ وَالْأَئِمَّةِ الْمَيامينِ مِنْ آلِهِ، وَسَلَّمَ تَسْليماً كَثيراً
Allah’ın rahmeti, Peygamber’ine ve onun soyundan gelen mübarek İmamlara olsun ve Allah’ın selamı onların üzerine olsun.
1 Secde, 18
