Hz. Ali (ra), bir münacatında şöyle der:
اَللّٰهُمَّ اِنَّهُ لَيْسَ فِى السَّمٰوَاتِ دَوَرَاتٌ Allahım, göklerde ne kadar deveran,
وَلَا فِى الْاَرْضِ غَمَرَاتٌ yerde ne kadar yerinde icraat,
وَلَا فِى الْبِحَارِ قَطَرَاتٌ denizlerde ne kadar damlalar,
وَلَا فِى الْجِبَالِ مَدَرَاتٌ dağlarda rızka medar ne kadar faydalar,
وَلَا فِى الْقُلُوبِ خَطَرَاتٌ kalplerde meydana gelen ne kadar ilhamlar,
وَلَا فِى الْاَشْجَارِ وَرَقَاتٌ ağaçlarda ne kadar yapraklar,
وَلَا فِى الْاَجْسَامِ حَرَكَاتٌ cisimlerde meydana gelen ne kadar harekat varsa,
اِلَّا وَهِىَ كُلُّهَا لَكَ عَارِفَاتٌ وَ اِلَيْكَ شَاهِدَاتٌ وَ عَلَيْكَ دَالَّا تٌ وَ فِى مُلْكِكَ مُسَخَّرَاتٌ
bunların tamamı seni tanır ve tanıtır, sana delalet ederler ve senin mülkünde musahhardırlar.
فَبِالْقُدْرَةِ الَّتِى سَخَّرْتَ بِهَا اَهْلَ الْاَرْضِ وَ السَّمٰوَاتِ سَخِّرْلِى مَطْلُوبِى
Arz ve semavat ehlini musahhar kılan kudretinin hakkı için, matlubumu bana musahhar kıl.
سَخِّرْلِى قُلُوبَ جَمِيعِ الْمَخْلُوقَاتِ الرُّوحَانِيَّةِ مِنَ الْعُلْوِيَّاتِ وَ السُّفْلِيَّاتِ
Ulvi ve süfli bütün ruhani mahlûkatın kalplerini bana musahhar eyle.
يَا سَمِيعُ يَا سَرِيعُ يَا قَرِيبُ يَا مُجِيبَ الدَّعَوَاتِ
Ey duaları işiten, ey süratle icraatta bulunan, ey her şeye yakın olan ve ey dualara icabet eden!
يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ بِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ
Ey âlemlerin Rabbi, ey merhametlilerin en merhametlisi, rahmetinle bana muamele et.1
Hz. Ali, bir başka duasında şöyle der:
“Allahım, başkalarına muhtaç etmemekle yüzsuyumu koru. Fakirlikle makamımı kıymetsiz kılma. Ta ki, Sen’den rızık isteyenlerden rızık talep etme durumuna düşmeyeyim, en şerli kimselerden acıma bekler hâle gelmeyeyim, bana vereni övmekle müptela olmayayım, vermeyeni de kınamak durumunda kalmayayım. Sen bütün onların ötesinde veren ve men edensin. Ve şüphesiz Sen, her şeye kadirsin.”2
1 Bkz. Nursi, Şualar, (Osmanlıca), s. 112-113
2 Radî, Nehcül-Belağa, s. 520
