Cenab-ı Hakkın bazı isimlerinin numuneleri insanda olmakla birlikte, bunlar sadece ve sadece Allah’ın isimlerine mazhariyetten ibarettir. Bu manayı ders vermek için Kur’anda Cenab-ı Hakkın bazı isimleri ism-i tafdil ile ifade edilir. Mesela:
–Erhamu’r – Râhimin1
Allah, merhamet edenlerin en merhametlisidir.
İnsanlarda ve canlılarda da merhamet vardır. Bu merhametle birbirlerine şefkat ederler, acırlar, yardımcı olurlar. Bütün bu merhametler, ilahi rahmetin farklı derecelerde yansıması, parıltısından ibarettir. O, en ziyade merhamet edendir, rahmeti her şeyi kuşatmıştır.
–Hayru’r – Râhimin2
Allah, merhamet edenlerin hayırlısıdır.
Bir insan, yardıma muhtaç birini gördüğünde ona acır, yardım etmek ister. Fakat çoğu zaman elinden bir şey gelmez, sadece acır. Öyle görülüyor ki, böylelerinin merhametinden bir hayır gelmemektedir. Allah ise, merhamet ettiğinde ikram eder, taltif eder, bütün mahlûkatın ihtiyaçlarını giderir.
–Hayru’l – Ğafirin3
Allah, bağışlayanların hayırlısıdır.
İnsan, Ğafur isminin bir misalini kendinde göstererek kendisine karşı hatası olanları bağışlayabilir. Ama Allah en güzel bağışlayandır. Kulunun günahları dağlar büyüklüğünde olsa, O’nun rahmet denizinde bir kum tanesi kadar yer tutmaz. Bir defa değil çok defa affeder. Hamdi Yazır’ın ifadesiyle “O, o kadar merhametli bir Allah’tır ki, kulunu bir kere terkedivermekle ilel’ebed terkedivermez. Kulu dönüp tevbe ettikçe, İblis gibi ısrar etmedikçe yine bakar, yine bakar, sonsuz olarak bakar. Bir oldu, iki oldu, nihayet üç oldu, yetişir artık, demez, sayısız olarak döner bakar, çünkü çok merhametlidir.4
–Hayru’l – Münzilin5
Allah, misafirlerine en güzel bir şekilde ikramda bulunur.
Bu isim, en güzel bir şekilde ev sahipliği yapmayı ifade eder. Bu ismin Kur’anda Hz. Yusuf için de kullanıldığını görürüz.6 Hz. Yusuf, kıtlık yıllarında yardım almak için saraya gelenlere ikramlarda bulunur, onların boş olan çuvallarını erzak ile doldururdu. Cenab-ı Hak dahi şu dünya misafirhanesinde bütün aç ve muhtaç olanlara ikram eder, rızık verir, her türlü ihtiyaçlarını görür.
Hz. Nuh (as), tufan olayında ehl-i iman ile beraber gemide iken Cenab-ı Hakka bu isim ile dua etmiş ve şöyle demiştir:
“Ya Rabbi, beni mübarek bir yere indir. Sen Hayru’l-Münzilin’sin.”7
Kâbe için kullanılan Beyt, Beytullah kelimelerinde Cenab-ı Hakkın ev sahipliği manası söz konusudur. Mekândan münezzeh olan Allah’ın Kâbe’yi kendine Beyt yapması sembolik bir manadır. Hac ve umre için Kâbe’ye gelenler Rahmanın misafirleridir. Ev sahibi misafirlerine ikram eder. Öyle de, Cenab-ı Hak, bütün mü’minleri temsilen gelen bu misafirlerine özel ikramlarda bulunur, onların günahlarını bağışlar, dualarını kabul eder, manevi mertebelerini yükseltir.
–Hayru’l – Mâkirin8
Allah, hile yapanların hayırlısıdır.
Mekr, bir hileyle başkasını maksadından alıkoymak, onu engellemektir.9 Mesela, Hz. İsa’ya inanmayan kâfirler bir yolunu bulup öldürmek istemişler, Allah onların hilesini boşa çıkararak Hz. İsa’yı semaya yükseltmiştir.10
Keza, Kureyş müşrikleri Hz. Peygamberi yakalamak, öldürmek veya yurdundan çıkarmak için yollar aradıklarında, Cenab-ı Hak Rasulünü korumuş, onların hilelerini iptal etmiştir.11
“Bir gün benim saltanatıma son verirler” endişesiyle Beni İsrail’in çocuklarını öldürten Firavunun, kendi saltanatına son verecek olan kişiyi, yani Hz. Musa’yı kendi kucağında büyütmesi, İlahi mekrin en çarpıcı misallerindendir.12
Hayru’l – Mâkirin ifadesine bir de şöyle bakabiliriz: İnsanların mekrinde genelde şer esastır, iyiliklere engel olmak isterler. “Kötü mekir ancak sahibinin başına geçer”13 ayeti mekrin bu türüne işaret etmektedir. Allah’ın mekrinde ise hayır esastır, bu mekirle hak ve hakikatin önündeki engeller kaldırılır, hak yolda gidenler galip gelirler.
–Hayru’n – Nâsirin14
Allah, yardım edenlerin hayırlısıdır. O, en güzel bir şekilde yardım edendir.
İnsan, kendi hemcinslerinden yardım alabilir. Ama çoğu kere bu yardım yeterli olmayabilir veya yardım edenlerin gücü yetmeyebilir. Ama Allah yardım ederse, mesele bitmiş demektir. Kur’anın ifadesiyle:
“Eğer Allah size yardım ederse kimse size galip gelemez.”15
Hayru’n – Nâsirin ifadesi, Kur’an’da bir defa geçer. Bu ifadenin bulunduğu ayet, kâfirlere itaat etmemek, boyun eğmemekle alakalıdır. Ayet, mü’minlere şöyle seslenir:
“Ey iman edenler! Eğer kâfirlere itaat edecek olursanız sizi tersinize çevirirler. Bunun neticesinde, bütün bütün hüsranda olursunuz. Doğrusu Mevlânız Allah’tır ve O Hayru’n- Nasırindir.”16
Bu ayetin ışığında son birkaç yüzyılda İslam dünyasında açıkça görülen Batı hayranlığına bakabiliriz. Bu hayranlığın neticesinde İslam ülkelerinde inkılaplar olmuş, fakat Müslümanlar perişan bir hale gelmişlerdir. Hâlbuki Allah’ın dinine yönelme durumunda O’nun yardımı tecelli edecek, Müslümanlar maddi ve manevi keşmekeşten kurtulacaklardır.
–Hayru’r – Râzikin17
Allah, rızık verenlerin hayırlısıdır.
Cenab-ı Hak, sebepler altında her canlıya rızkını gönderir. Gaflet içinde yaşayan nice insan, rızkını ağasından, babasından, devletten, şirketten zanneder. Cenab-ı Hak,“Huve’r- Rezzak”18 yani “rızkı veren ancak O’dur” diyerek rızık vermeyi Zatına has kılar, sebepler perdelerini devre dışı bırakır. Hayru’r- Râzıkın ifadesiyle ise, “rızık verir görünenlere takılmayın” manasını ders verir.
Bu meyanda “rızkınız semadadır” ayetini hatırlamakta yarar vardır.19 Rızkını sebeplerden zanneden gafil insan, yerde rızkını ararken bu ayet birden onun başını semaya çevirmekte, yeryüzündeki hayatın yaratılması ve devamı için gereken hava, su, ısı ve ışık gibi unsurların gökten geldiğini ders vermektedir.
–Hayru’l – Fâsılin20
Allah, ayıranların hayırlısıdır.
Fasl, iki şeyi birbirinden ayırmaktır. Cenab-ı Hak, kâinat kitabını fasıl fasıl yazmış diğerlerinden ayırmıştır. Mesela, her mevsim diğerinden farklı özellikler taşır. İnsanın mafsalları, azaları birbirinden ayırma görevi görür. Kıyametin isimlerinden biri yevmu’l-fasldır.21 O gün ehl-i iman ve ehl-i küfür birbirinden net bir şekilde ayrılacak, mü’minler mükâfat mahalli olan cennete, kâfirler de ceza yeri olan cehenneme gönderilecektir.
Hayru’l- Fâsılin ifadesi Kur’anda bir defa geçer. İlgili ayet Hz. Peygambere şu talimatı vermektedir:
“De ki: Siz O’nu yalanladınız, ama ben gerçekten Rabbimden bir beyyine üzereyim. Acele edip istemiş olduğunuz azap benim elimde değil. Hüküm ancak Allah’ındır. O Hakkı anlatır ve O Hayru’l-Fâsılindir.”22
İyi ile kötünün, güzel ile çirkinin, hayır ile şerrin karışık olduğu şu dünyada yaşayan insan, zaman zaman kötü kimselerden, çirkin şeylerden, şer işlerden sıkılır, bunalır, daralır. Cenab-ı Hakkın Hayru’l-Fâsılin olduğunu hatırlayınca rahatlar, sıkıntılardan kurtulur.
–Hayru’l – Hâkimin 23
Allah, hükmedenlerin hayırlısıdır.
Cenab-ı Hak mutlak hâkimdir. Yaratan O olduğu gibi, hükmetmek, mahlûkat arasında hüküm vermek de O’na aittir. O, Hayru’l- Hâkimin olduğu gibi, aynı zamanda Ahkemu’l- Hâkimindir.24 Yani hâkimler hâkimidir. Hükmeder görünenlere de O hükmeder. Bu dünyada hâkim görünen nice insan, hesap gününde mahkûm olacak, hesap verecektir.
Bu dünyada hükmedenler zaman zaman veya çoğu kere yanlış hükmederler, hükümlerinde zulüm olur. Onun hükmünde, ne bu dünyada, ne de diğer âlemde asla zulüm söz konusu değildir.
–Hayru’l – Fâtihin25
Allah, fethedenlerin hayırlısıdır.
Fetih, “kapalılığı, problemleri ortadan kaldırmak” anlamındadır. “Kapıyı açmak” şeklinde göz ile görülen türü olduğu gibi, üzüntü ve kederi açmak şeklinde basiretle anlaşılan şekli de vardır.26
Hayru’l- Fâtihin ifadesi Hz. Şuaybın duası içinde yer alır. Kavmi, O’na ve iman edenlere eski dinlerine dönmek üzere baskı uygulayınca Hz. Şuayb şöyle der:
“…Rabbimiz her şeyi ilmen kuşatmıştır. Biz Allaha tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimizin arasını hak ile aç. Sen Hayru’l –Fatihinsin.”27
Cenab-ı Hak daima yeni yeni kapılar açar. Yokluk karanlığını açarak şu varlıkları yarattığı gibi, çekirdeği açar ağaç yapar, nutfeyi açar insan haline getirir. Çaresiz kalmış bir kuluna kapılar açar, yeni yeni imkânlar sunar. Sözgelimi, Mekke’de sıkışan Müslümanlara Medine kapılarını açar.
–Hayru’l -Vârisin28
Allah, varis olanların hayırlısıdır.
Şu mahlûkatı yaratan Allah olduğu gibi, onlara varis olan yine O’dur. Zira her varlığın alnında fanilik damgası vardır. Kur’anın bildirdiği üzere “göklerin ve yerin mirası Allah’ındır.”29 “Ben şunlara malikim” diyenlerin elinde, gün gelir hiçbir şey kalmaz. Dünyaya çıplak gelenler, oradan çıplak olarak dönerler.
Hayru’l-Vârisin ifadesi Kur’an’da Hz. Zekeriya’nın duasında yer alır. Hz. Zekeriya, kendisi yaşlı ve hanımı kısır olduğu halde, kendine varis olacak bir çocuk ister, şöyle yalvarır:
“Ya Rabbi, beni tek bırakma. Sen Hayru’l- Vârisinsin.”30
Cenab-ı Hak duasını kabulle, O’na Hz. Yahya’yı verir.
Hayru’l-Vârisin tabiri aynı zamanda bir müjdeyi de ihtiva eder. Şöyle ki: İnsan, geride bırakacağı mirasın zayi olmasından endişe duyduğu gibi, yaptığı iyiliklerin, sevapların boşa gitmesinden de rahatsız olur. Hâlbuki Cenab-ı Hakkın her şeye varis olduğunu, kimsenin yaptığı iyiliğin zayi olmayacağını anlayınca rahatlar, ölüme tebessümle bakar, toprağın altına ürkmeden girer.
–Esrau’l – Hâsibin31
Allah, en sür’atle hesaba çekendir.
Şu dünya bir imtihan salonudur. Şu dünyada imtihan edilenler ölümle berzah salonuna alınacaklar, muhasebe için diriltilip mahşer meydanında bir araya getirileceklerdir. Orada herkes her yaptığı şeyden sorgulanacak, hesaba çekilecektir. İlk insan olan Hz. Âdem’den kıyamet kopuncaya kadar gelen bütün insanların hesaba çekilmesi azametli bir olaydır. Meselenin büyüklüğü cihetiyle, kısa akıllar bunu anlamakta zorlanabilir. Cenab-ı Hak, “Esrau’l- Hasibin” ifadesiyle bu hesabın son derece süratli olacağını haber verir. Kur’anda bir defa geçen bu ifade, ayette şöyle yer almıştır:
“…Sonra o vefat edenler Hak Mevlâları (gerçek efendileri) olan Allaha teslim edilirler. İyi bilin ki, hüküm O’nundur ve O Esrau’l- Hasibindir.”32
Sayısını bilmediğimiz yıldızları çeviren, atomdaki elektronları çekirdeğin etrafında döndüren sonsuz bir kudrete, elbette trilyonlarca insanı bir anda hesaba çekmek zor gelmez.
Hz. Ali’ye “Allah bu kadar çok olan insanları nasıl hesaba çeker?” diye soruldu.
“O kadar çok olmalarına rağmen onları rızıklandırdığı gibi” dedi.
“Onlar Allah’ı görmez iken nasıl hesaba çeker?” denildi.
“Onlar O’nu görmedikleri hâlde rızıklandırdığı gibi” dedi.”33
–Ahsenu’l – Hâlıkîn34
Allah, en güzel yaratandır.
Cenab-ı Hak, bütün varlıkların yaratıcısıdır. “Yarattığı her şeyi güzel kıldı”35 ayetinin hükmünce, her varlık, kendi mahiyetine uygun bir güzellikte yaratılmıştır. Ahsenu’l- Hâlıkîn ifadesi “yaratanların en güzeli’’ gibi bir mana ifade ettiğinden, ”acaba Allah’tan başka yaratanlar mı var?” şeklinde bir soru hatıra gelmektedir. Kur’an’ın bildirdiği gibi “Allah her şeyin yaratıcısıdır.”36 O’nun mülkünde asla şeriki, ortağı yoktur. Dolayısıyla, Allah’tan başka bir yaratıcı aramak abesle iştigaldir, boşuna yorulmaktır.
Kur’an-ı Kerimde sadece bir yerde, “yaratmak” anlamındaki fiil insana nisbet edilir. Şöyle ki:
Hz. İsa kavmine tebliğde bulunurken, “çamurdan kuş biçimi bir mahlûk yaratıp ona üfleyince Allah’ın izniyle bir kuş olacağını…’’söyler.37
Dikkat edilirse, Hz. İsa’nın yaptığı yoktan yaratmak değil, çamura kuş şeklini verip onu uçurmaktır. Bu mucizenin keyfiyeti meçhulümüz olmakla birlikte, günümüz insanının da bir takım metallere adeta ruh üfleyerek o mekanik kuşları havada uçurduğu görülmektedir. İçinde oturduğumuz ev, bindiğimiz taksi, çevremizdeki eşya… Bütün bunlar Allah’ın yarattığı maddelere şekil vermemizle meydana gelen şeylerdir.
İşte, insan bunlara “şekil vermek” anlamında mecazen ‘‘yaratıcı” bile kabul edilse, beşerin sanatıyla Allah’ın sanatı hiçbir zaman mukayeseye girmez. Allah ‘‘Ahsenu’l- Halıkîndir, en güzel yaratandır. Zira:
-Başlangıçta her şeyi yoktan O yaratmıştır.
-İnsan eliyle yapılan sanatların numunelerini, hem de en güzel bir şekilde O vücuda getirmiştir.
-İnsan eliyle yapılan şeyler için gereken ilim, irade, kudretin de yaratıcısı O’dur. İnsanın ulaştığı en ileri teknolojik gelişmeler olan robot, bilgisayar gibi şeyler gerçekten hayranlık uyandırmakla beraber, bunların çıkış yerleri olan insanın aklı elbette çok daha harikadır. İnsan robot yapar, Allah insan yaratır. İnsan beyni, dünyadaki bütün elektronik sistemlerle kıyasa bile girmeyecek mükemmellikte tasarlanmıştır. Allah’ın yarattığı küçük bir sinek, insan teknolojisiyle taklit edilemeyecek harika özellikler taşımaktadır.
1 Bkz. A’raf 151, Yusuf 64, 92, Enbiya 83
2 Bkz. Mü’minun, 108, 118
3 A’raf, 155
4 Yazır, I, 326
5 Mü’minun, 29
6 Yusuf, 59
7 Mü’minun, 29
8 Al-i İmran 54, Enfal 30
9 Ragıb İsfehani, Müfredat, Daru’l- Kalem, Dımeşk, 1992, “M-k-r” md.
10 Bkz. Âl-i İmran, 52-57
11 Bkz. Enfal, 30
12 Bkz. Kasas, 1-42
13 Fatır, 43
14 Âl-i İmran, 150
15 Âl-i İmran, 160
16 Al-i İmran ,149-50
17 Maide 114, Hac 58, Mü’minun 72, Sebe 39, Cuma 11
18 Zariyat, 58
19 Zariyat, 22
20 En’am,57
21 Bkz. Saffat 21, Mürselat 13, 14, 38, Nebe 17
22 En’am , 57
23 A’raf 87, Yunus 109, 80
24 Hud 45, Tin 8
25 A’raf, 89
26 İsfehani, “F-t-h” md.
27 A’raf, 89
28 Enbiya, 89
29 Âl-i İmran 180, Hadid 10
30 Enbiya, 89
31 En’am, 62
32 En’am, 62
33 Radî, s. 749
34 Mü’minun 14, Saffat 125
35 Secde, 7
36 Zümer, 62
37 Âl-i İmran, 49
