Duanın belli bir zamanı ve mekânı yoktur. Kişi her zaman ve her yerde dua edebilir. Dua için, gündüzün aydınlığıyla gecenin karanlığı birdir. Yerin altında olmakla fezanın derinliklerinde bulunmak arasında bir fark yoktur. İmanı elde eden insan ruhu, hiçbir engel ve müdahale olmadan her an ve her yerde, rahmet hazineleri sahibi olan Allah’ın huzuruna girip ihtiyaçlarını arz edebilir.
Dünyevî küçük bir işi sebebiyle küçük bir amirin huzuruna çıkıncaya kadar çok zorluklar ve engellerle karşılaşan insan için, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’ın huzuruna dua vasıtasıyla her an çıkabilmek ne büyük bir saadet, ne muazzam bir şereftir!
Dua için belli bir zaman ve mekân şartı olmamakla beraber, bazı zamanlar ve mekânlar onun makbuliyetine tesir edebilir.
Zaman olarak:
-Namazlardan sonra, özellikle sabah namazından sonra…
-Cum’a günleri, özellikle Cum’a içindeki duaların kabul olduğu icabet saatinde…
-Üç aylarda, özellikle Ramazan ayında…
-Mübarek gecelerde, özellikle Kadir gecesinde…
-Gecelerde ve özellikle seher vakitlerinde yapılan dualar… daha makbuldür.
Bir hadis-i şerifte seher vaktinin kıymeti şöyle anlatılır:
“Rabbimiz, her gecenin son üçte birinde dünya semasına yönelir ve der ki: Yok mu bana dua eden, duasına cevap vereyim! Yok mu benden isteyen, istediğini vereyim! Yok mu istiğfar eden, onu bağışlayayım!”1
Mekân olarak:
Mescitler, camiler ve bilhassa yeryüzünde ilk mabet olan Kâbe’de yapılan dualar daha müstecaptır.
Ayrıca, kişi insanlardan uzak ve tenha olan yerlerde kendini Rabbine daha yakın hisseder, Hz. Peygamberin Peygamberlik öncesi Hıra mağarasına çekilmesine bu cihetten bakabiliriz.
İnsan, ıssız bir gecede, dağların ürpertici manzarası içinde başını kaldırıp semaya baksa derunî duygularla coşar, halini Allah’a arz eder.
1969 da aya ilk ayak basan astronotun aydaki şu ifadeleri, herhalde böyle bir coşkunun eseridir:
“Allahım, senin mülkün ne kadar da büyük, insan ise ne kadar da küçük! Ama sen, bu küçük insana ne de çok önem veriyorsun!”
Not: Kabirler de, mühim birer dua mekânıdır. Kişi orada ölümü hatırlar. Fani dünyadan yüz çevirmiş bir şekilde Allaha yönelir. Özellikle büyük zatların kabirleri başında, insan o zâtları vesile yaparak Allaha yalvarıp, “Allahım, burada medfun bulunan şu zât, Senin makbul bir kulundur. Onun hürmetine duamı kabul et” diyebilir. Ancak bazı insanlar, orada yatan mübarek zâtı şefaatçi ve vesile yapmak yerine, âdeta o zâttan bir şeyler istediklerinden farkına varmadan şirke düşmektedir.
Ayrıca, kabrin başında mum yakmak, bez parçaları bağlamak İslami birer gelenek olmayıp bid’attırlar. Böyle taşkın hareketler, Arabistan’da Vehhabilik hareketinin çıkışında önemli rol oynamıştır.
1 Buhari, Teheccüd, 14
