ZÜLKARNEYN

Kehf Sûresi, Mekkî Sûrelerden olup1 başlıca dört kıssadan meydana gelir.

1-300 yıl mağarada uyuyan Ashab-ı Kehf’in kıssası.2

2-Biri varlıklı, diğeri fakir iki arkadaşın kıssası.3

Bunlar beraberce varlıklı kişinin bahçesine girerler. Bahçe sahibi, “ben malca senden zengin, toplulukça senden kuvvetliyim” diye gururlu ifadeler kullanır. Bahçesinin bir gün elinden çıkacağına hiç ihtimal vermemektedir. Arkadaşı, ona Allah’ı anlatıcı, gururdan kurtarıcı ifadeler kullanır. Fakat diğeri bu sözlere iltifat etmez. Neticede, bahçe sahibinin bütün mahsulü yanar kavrulur, adamın elinde hiçbir şey kalmaz.

3-Hz. Musa ile Hz. Hızır’ın kıssası. Bu bir ilim yolculuğudur.4

4-Dünyanın Doğusuna, Batısına seferler düzenleyen ve gittiği yerlere adalet götüren Zülkarneyn’in kıssası.5

Bu dört kıssa, Mekke’de bunalan ve daralan mü’minlere, bir gün o sıkıntılardan kurtulacaklarına, müşrik Mekkelilerin servet ve kuvvetlerinin tükeneceğine, İslâmiyet için önce bir ilim dönemi ve sonra da dünya çapında bir hâkimiyet dönemi geleceğine işaretler taşımaktadır.

Zülkarneyn’in kimliği hakkında Kur’an’da bir açıklama yoktur. Tarihin karanlık dönemlerinde yaşamış olduğundan, tarih yoluyla da ayrıntılı bilgiye sahip değiliz. Bizi ilgilendiren yönüyle, o bir cihan fatihidir. Gittiği her yere, adaleti götürmüş, zalimin karşısında ve mazlumun yanında yer almıştır. Yeryüzünde fesat ve kargaşa çıkaran Ye’cüc ve Me’cüc’e karşı, aşılmaz bir set meydana getirmiştir.

Zülkarneyn, seferlerinden birinde mazlum bir millete uğrar. Bunlar Ye’cüc ve Me’cüc diye anılan çapulcu kavimlerden şikâyetçidirler. Zülkarneyn’e “Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana bir vergi versek olur mu?” derler. O ise “Rabbimin bana verdikleri daha hayırlıdır. Bana kuvvet yönünden yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım” cevabını verir. İki dağ arasını demirle doldurtur, aşılmaz bir sed meydana getirir.6

Kıssada bizlere çok kıymetli mesajlar vardır. Mesela:

-Yeryüzüne hâkim olmak ve onu bayındır hale getirmek için gerekli olan bilgi, güç ve meşru her türlü vasıtayı elde etmeye çalışmak dinî bir görevdir.7

– Mazlum milletlerin güçlü iktidarlar üzerinde “himaye edilmek, korunmak” gibi hakları vardır.

-Müslümanlar kuvvetli olmalı, ama bu kuvveti güçsüzleri ezmede değil, onlara yardımda kullanmalıdır.

– Her nimetin kendi cinsinden şükrü olur. Güçlü bir devletin başında bulunmanın şükrü, adaletle hükmetmek, insanların maddî ve manevî refahına çalışmaktır.

-Ezici güce sahip olunduğunda zavallı insanları ezmeye çalışmak yiğitliğe sığmaz.

-Başkalarıyla münasebette menfaati değil, yardımcı olmayı esas almak gerekir.

-İngiltere, Amerika ve Fransa gibi ülkelerin Asya ve Afrika’da yaptıkları sömürü faaliyetleri vahyin mesajlarıyla asla bağdaşmaz. Maddeten geri kalmış yerlere gidilmelidir, ama bu; hizmet götürmek ve elden tutmak için olmalıdır, onları köleleştirmek ve sömürmek için değil…

1 Süyûtî, Itkan, I, 28

2 Kehf, 9-27

3 Kehf, 31-44

4 Kehf, 60-82

5 Kehf, 83-99

6 Bkz. Kehf, 83-98

7 Abdülbaki Güneş, Kur’an Kıssaları ve Medeniyetlerin İnşası, Gündönümü Yay. İst. 2005, s. 72

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir