Sözün burasında, Uhud Şehitleri münasebetiyle, bir parça “şehitlik” konusuna temas etmekte yarar görüyoruz:
Müslümanları, düşmanlarına üstün kılan en mühim esaslardan biri “ölürsem şehidim, kalırsam gazi…” inancıdır. Bu durum, ayette “iki güzelden biri” şeklinde ifade edilmiştir.1 Yani, mü’min için savaşta iki güzel neticeden biri vardır: Ya galip gelecek, ya şehit olacaktır.2
Halid Bin Velid’in İran komutanına söylediği şu sözler, şehitlik kavramının Müslümanlara neler kazandırdığını gösteren güzel bir misaldir:
“Sizin, hayatı ve şarabı sevdiğiniz kadar, ölümü seven bir orduyla size geldim!” 3
Şehit, Allah yolunda hayatını veren kişidir. Rasulullah’a sorarlar: “Ya Rasulullah, adam var kahramanlık için savaşıyor. Adam var bir hamiyet için savaşıyor. Adam var riya için savaşıyor. Bunların hangisi Allah yolundadır?
Rasulullah şu cevabı verir: “Kim i’lay-ı kelimetullah için savaşıyorsa, o Allah yolundadır.”4
Hamiyet için savaşmak, kabilecilik ve aşiretçilik gibi gayelerle harekete geçmek; riya için savaşmak, “falanca yiğittir” dedirtmek gibi gösteriş niyetiyle mücadele vermek; i’lay-ı kelimetullah için savaşmak ise Allah’ın dinini yüceltmek niyetiyle faaliyette bulunmaktır.
İslam’da niyetin büyük bir yeri vardır. Hz. Peygamberin ifadesiyle “Ameller, niyetlere göredir”5 ve “Kişinin niyeti, amelinden hayırlıdır.”6
Uhud Savaşı’nda yaşanan Kuzman olayı, buna ibretli bir misaldir. Şöyle ki:
Kuzman, cesur biridir. Savaşta çok yararlılık gösterir, sonra yaralanır. Rasulullah, daha önceden onun cehennem ehli olduğunu söylemiştir. Kuzman, ağır yaralı bir halde iken, biri der: “Vallahi, bugün büyük cesaret gösterdin. Müjdeler olsun sana!” Kuzman der: ” Ne müjdesi? Ben ancak kavmimin şerefi için savaştım. Yoksa savaşmazdım!” Daha sonra, yarası şiddetlenince, acıya dayanamaz, kendini öldürür.7
Peygamber ordusunda öldüğü halde, Kuzman misali şehadeti elde etmeyenler olduğu gibi, evinde öldüğü halde şehit sayılanlar vardır. Hz. Peygamber şöyle bildirir:
“Kim samimi bir şekilde şehitliği istese, yatağında ölse bile Allah onu şehitler menziline ulaştırır.”8
Hz. Peygamber, savaşta şehit olanların dışında, doğumdan dolayı vefat eden kadının, boğularak, yanarak, göçük altında kalarak ölen mü’minlerin de şehit sayıldığına dikkat çekmiştir.9 Bunlara “manevi şehit” veya “hükmî şehit” denilir.
Şühedaya “şehit” denilmesi hususunda bazı yorumlar vardır:
1-Cennete gidecek olan kişiler, kabir hayatında iken cenneti müşahede edemezken, şehitler müşahede eder. Onlara, bundan dolayı “şehit” denilmiştir.
2- Allah ve Melekler, onların ehl-i Cennet olduğuna şehadet eder.
3- Kıyamet günü, peygamberler ve sıddıklarla beraber onlar da şehadet ederler. Bu noktadan onlara “şehit” denilmiştir.10
Şüheda hayatı, ruhanî bir hayat, daha doğrusu hakiki bir hayattır.11 Şehit kendini hay, yani hayatta bilir.12 Ölümün acısını hissetmeden, kendini daha güzel bir âlemde bulur.
Hz. Peygamber, Uhud’da hayatını kaybeden yetmiş şehitle alakalı ashabına şunu bildirmiştir:
Kardeşleriniz Uhud’da şehit olunca, Allah onların ruhlarını yeşil kuşların cevfine koydu. Cennetin nehirlerinden içerler, meyvelerinden yerler. Arşın gölgesinde asılı altından kandillerde yerleşirler. Yiyecek, içecek ve istirahatlerinin güzelliğini görünce “keşke, derler Cennette hayatta olup, rızıklandırıldığımızı biri dünyadaki kardeşlerimize haber verse. Ta ki, cihaddan geri kalmasınlar, savaş esnasında kaçmasınlar.” Cenab-ı Hak, “sizin bu halinizi onlara ulaştıracağım” der ve şu ayetlerle bildirir.13
“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler, Allah’ın lütfundan kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde, Rableri katında rızıklandırılırlar. Arkalarından gelecek olanlara şunu müjdelemek isterler: Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmezler. Allah’tan bir nimeti ve lütfu ve Allah’ın mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.”14
Şüheda, mücahitler arasından seçilmiş kimselerdir. Cenab-ı Hak, onları seçer ve kurbiyetine mazhar kılar.15
Cenab-ı Hak, Uhud’daki mağlubiyetin hikmetlerinden bahsederken, şunu da nazara verir:
“Allah sizden şehitler edinmek ister.”16
Uhud’un şehitlerinden biri, Hz. Enes’in amcası Enes Bin Nadr’dır. “Rasulullah’ın ilk savaşı olan Bedir’de bulunamadım. Ama vallahi, Rasulullah ile beraber bir savaşı Allah bana gösterirse, nasıl savaşacağımı göreceksiniz” demektedir. Uhud Savaşı’nda karşı taraf “Muhammed öldürüldü” diye yaygara koparınca mü’minler perişan olurlar. Enes Bin Nadr, ellerinden silahı bırakmış bir topluluğa uğrar. “Niye oturuyorsunuz” diye sorar. Derler: Rasulullah öldürülmüş!” Enes Bin Nadr, onlara der: “O ölmüşse, onun olmadığı bir hayatı ne yapacaksınız? Kalkın, Rasulullah hangi yolda ölmüşse, siz de o yolda ölün!” Sonra düşmana karşı çıkar, hayatını kaybeder. Savaş sonrası, vücudunda seksen küsur ok, mızrak yarası sayılır.17 Şu ayet, Enes Bin Nadr gibileri methetmektedir:
“Mü’minlerden öyle er kişiler var ki, Allah’a verdikleri sözde sadık oldular. Kimi ahdini yerine getirdi, kimi de bekliyor. Onlar, (ahitlerini) hiç değiştirmediler.”18
Gerçi, savaşa katılmakta birinci hedef şehit olmak değil, hakkı yüceltmek ve dini aziz kılmaktır.19 Ama bu hedefe giderken, şehadet rütbesini de elde etmek büyük bir mazhariyettir. Bundan dolayı bazı zatlar şu duaya devam etmişlerdir:
“Allahım, bizi dünyadan ancak şehit olarak ve imanla çıkar.”
1 Tevbe, 52
2 İbn Kesîr, IV, 102; Nesefi, II, 130
3 Abdürabbih, s. 387
4 İbn Mâce, Cihad, 13; Tirmizi, Fedailü’l-Cihad, 16
5 Buharî, Bed’ül-Vahy, I; Tirmizi, Fedailu’l- Cihad, 16; İbn Mâce, Zühd, 26
6 Aclûnî, II, 324
7 İbn Hişam, III, 93-94; Ayrıca bkz. Buharî, Cihad, 77
8 İbn Mâce, Cihad, 15; Tirmizi, Fedailul-Cihad, 19
9 İbn Mâce, Cihad, 17
10 Râzî, IX, 17
11 Yazır, I, 547
12 Nursî, Asar-ı Bediiyye, s. 746
13 Ebu Davud, Cihad, 25
14 Âl-i İmran, 169-171
15 Kutub, I, 481
16 Âl-i İmran, 140
17 İbn Hişam, III, 88; Tirmizi, Tefsir, 33/2
18 Ahzab, 23
19 Beydâvî, I, 224
