Her İki Tarafın Yerleşim Durumu
Kur’an ayetleri, Bedir Savaşından bazı tablolar bize sunar. Mesela,
“O zaman siz vadinin beri tarafında (Medine yakınında) idiniz. Onlar ise, öte yanındaydı. Kervan ise sizden aşağı taraftaydı. Eğer onlarla sözleşmiş olsaydınız va’dinizde ihtilafa düşerdiniz. Lakin Allah’ın takdiri gerçekleşmesi için böyle oldu. Ta ki, helak olan ‘beyyine’ gördükten sonra helak olsun. Yaşayan da, yine ‘beyyine’ görerek yaşasın. Ve şüphesiz Allah, Semi’- Alîmdir (işitendir, bilendir.)“1
Bu ifadelerle savaşa bakıldığında, Allah’ın tasarruf eli neredeyse görünüverecektir.2 Her iki taraf, “falan vakitte Bedir’de buluşalım” dese, belki de buluşamayacaklardı. Hâlbuki Müslümanlar böyle bir savaş için yola çıkmamışken, gelişen olaylar zinciri içinde iki ordu karşı karşıya gelmiştir. Şüphesiz bu, İlâhî bir takdirdir. Bu savaşta Cenab-ı Hak, “beyyine” yani apaçık deliller göstermiştir. Sayıca az bir topluluğun, kendinden çok kalabalık ve silahça üstün topluluğa galip gelmesi, şüphesiz bir mu’cizedir. Ölen kâfirler bunu görerek ölmüş, yaşayan mü’minler bunu görerek hayatlarına devam etmişlerdir.3
Karşı Cebhe
“Ey mü’minler, yurtlarından çalım satarak ve insanlara gösteriş ile çıkan ve Allah yolundan alıkoymaya çalışanlar gibi olmayın…”4
Bu ayet, müşrikler cephesini üç özellikle anlatır:
1-Onlar, çalım satan şımarık kimselerdir.
2-“Allah rızası” gibi ulvi değerlerden haberleri yoktur. Bu çıkışları, sırf bir riyadan ibarettir. Ebu Süfyan, “kafile kurtuldu, geri dönsünler” diye haber gönderdiğinde, Ebu Cehil, gururlu bir şekilde, “hayır, dönmeyeceğiz. Bedir’e varacak, orada içki içecek, kurbanlar kesecek, şarkıcıları dinleyeceğiz” der. Evet, Bedr’e varırlar, ama içkiye bedel ölüm şarabı içerler. Şarkıcı kızları dinlemek yerine, köpekler onlara havlar.5
Cenab-ı Hak, mağlup ve perişan Mekke müşriklerine “tehekküm” yani inceden alay üslubuyla şöyle seslenir:
“Fetih istiyorsanız, işte size fetih geldi. Eğer (küfrünüze) son verirseniz, hakkınızda hayırlı olur. Eğer dönerseniz, biz de döneriz. Sayıca çok da olsa, topluluğunuz asla size fayda vermez. Şüphesiz Allah, mü’minlerle beraberdir.”6
Rivayetlere göre, müşrikler Kâbe örtülerine sarılıp “iki taraftan en yüce, en şerefli, en hayırlısı” için fetih istemişlerdi. Duaları kabul oldu(!) ve mü’minler galip geldi.7
3- Onlar, Allah yolundan alıkoymaya çalışan bir topluluktur.
Onların bu üç menfi özelliğine mukabil, ehl-i iman cephesi müsbet hasletler taşır. Onlar, bu sefere çalım satmak, insanlara gösterişte bulunmak için değil, Allah’ın dinine hizmet için çıkmışlardır. Hedefleri de, Allah yolundan gidenlere engel olmaya çalışanlara engel olmaktır.
Savaşta Şeytan
İnsanları saptırmak için her türlü fırsatı değerlendiren şeytan, Bedir Savaşı’nda da iş başındadır:
“O zaman şeytan, onların (Mekke müşriklerinin) yaptıklarını allayıp, pullayıp şöyle demişti: ‘Bugün, insanlardan size galip gelecek kimse yoktur. Ben de size muhakkak yardımcıyım.’ Fakat iki ordu karşı karşıya görününce, arkasını dönüp kaçarak dedi: Ben kesinlikle sizden uzağım. Çünkü ben, sizin göremeyeceğiniz şeyleri (melekleri) görüyorum. Ben Allah’tan korkarım. Allah’ın azabı çok şiddetlidir.”8
Şeytan, Süraka Bin Malik şeklinde görülerek, Mekkelileri savaşa teşvik etti” şeklinde bazı rivayetler varsa da,9 şeytanın böyle vesvese vermesi için illa bir şahıs suretinde görülmesi lazım gelmediğini nazara almak gerekir. Böyle olunca, Mekke müşriklerini aldatmasını, diğer insanları aldatması şeklinde değerlendiriyoruz. Şeytan, müşrikleri havalandırmış, gururlandırmış, melekler ordusunu görünce de, korkup kaçmıştır. Şeytanın bir katile adam öldürtmesi, bir hırsıza mal çaldırtmasıyla, Bedir Savaşı öncesi müşriklere “bugün kimse sizi yenemez…” şeklinde onları gurura sevketmesi arasında herhangi bir fark söz konusu değildir.
Veya bu rivayetten bu kişinin (Süraka Bin Malikin) İblisle paralel bir şekilde şeytani fikirler ileri sürdüğünü anlayabiliriz.
Münafıklar
Bir avuç Müslümanın kendilerinin üç katı düşmanla savaşacağını duyan münafıklar ve kalbinde manevi bir maraz olup da, henüz imanın hakikatini yakalayamamış olanlar, mü’minler hakkında şöyle derler: “Dinleri bunları aldattı!”10 Yani, “bir dindir tutturmuşlar. Zavallılar, yok olup gidecekler…”
Bu tarz değerlendirme, benzeri durumlarda yine aynen devam etmektedir. Mesela, dininden dolayı hapse düşmüş, çile çekmiş mü’minlere, kalbinde maraz olanlar aynı bakışla bakmakta, aynı felsefeyle değerlendirmektedirler.
1 Enfal, 42
2 Kutub, III, 1524
3 Râzî, XV, 168
4 Enfal, 47
5 Râzî, XV, 172-173; Nesefi, II, 107
6 Enfal, 19
7 İbn Kesir, III, 573; Râzî, XV, 142
8 Enfal, 48
9 İbn Kesîr, IV, 16; Râzî, XV, 174
10 Enfal, 49
