İLÂHÎ YARDIMLAR

Cenab-ı Hakk’ın insanlık âleminde iki türlü tasarrufu vardır:

1-Âdetullah, Sünnetullah tabir edilen sebepler perdesiyle olan tasarrufu,

2-Özel tasarrufu.

Sebepler perdesiyle olan tasarrufu, genellik arz eder. Bu noktada mü’min- kâfir ayırımı yoktur. Mesela, çalışan kazanır. Sebeplere müracaat eden başarır. Tarlasını daha iyi süren, daha iyi tohum kullanan kâfir, bunlara riayet etmeyen mü’minden daha çok mahsul elde eder…

Cenab-ı Hakk’ın özel tasarrufu ise, mü’minlere hususî rahmetinin bir tecellisidir. “Allah, mü’minlere son derece merhametlidir.”1 ayetinde buna bir işaret görebiliriz. Cenab-ı Hak, darda kalanlara hususi rahmetiyle imdada yetişir. Böylece, dilediğini dilediği şekilde yapabileceğini, her şeyin doğrudan doğruya kendi iradesine bağlı olduğunu gösterir.2

İşte Cenab-ı Hak, Bedir ve Hendek gibi pek çok savaşta, ehl-i imana hususî rahmetini göstermiş, gaybî yardımlarla onları kuvvetlendirip muzaffer kılmıştır.

Bu konuda şuna dikkat etmek gerekir ki; bu gaybî yardımlar, çoğu kere sebeplerin bittiği noktada gelmiştir. Şu ayet, bu gerçeği dile getirir:

“Yoksa siz, sizden öncekilerin başlarına gelenler sizin de başınıza gelmeden Cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle sıkıntılar ve musibetler erişti, öyle sarsıntılara uğradılar ki, Peygamber ve ehl-i iman ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diyecek hale geldiler. Haberiniz olsun, Allah’ın yardımı yakındır!”3

Görüldüğü gibi, Allah’ın yardımı, şiddetli bir sıkıntı ve musibetten sonradır. Mü’minler sebepler dairesinde ellerinden geleni yapacaklar, kendi görevlerini bitirince Allah’tan gaybî yardım bekleyeceklerdir.

Bu mühim gerçeği ifadeden sonra, şimdi Bedir Savaşı’ndaki İlâhî yardımlara bakalım. Bunların başlıcalarını şöyle sayabiliriz:

1- Meleklerin imdada gelmesi.

2-Savaş öncesi hafif bir uykunun mü’minleri bürümesi.

3-Semadan yağmur inmesi.

4-Rüyalar.

5-Bir avuç toprağın, karşı tarafın hepsine isabet etmesi.

1-Meleklerin İmdadı

Biraz önce mealini verdiğimiz ayette, art arda bin meleğin imdada gönderileceği anlatılmaktadır.4 Uhud Savaşı öncesinden bahseden şu ayetlerde ise, bu rakamın daha da arttırıldığını görmekteyiz:

“Sizler zayıf bir durumda, iken Allah Bedir’de size yardım etti. (zafer verdi) … O vakit mü’minlere şöyle diyordun: Rabbinizin üç bin melek indirmekle size yardımda bulunması size yetmez mi? Evet, (yeter). Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onlar da birden üzerinize gelecek olurlarsa, Rabbiniz size müsevvim olan beş bin melekle imdat edecektir.”5

Müsevvim kelimesi, “nişanlı, alâmetli” demektir. Düzenli ordularda askerlerin belli bir kıyafetle diğerlerinden ayrılması gibi burada savaş kıyafetini ifade eder. Rivayete göre bu melekler sarı renkli sarıklarla alâmetli kılınmıştı.6 Yardım için savaşçı meleklerin gelmiş olması müminler için tam bir manevi kuvvettir.

Meleklerin yardıma geleceğini bildiren Cenab-ı Hak, mü’minlerin sebeplere takılıp kalmasını önlemek için ardından şunu hatırlatır:7

“Allah bunu, ‘ancak size bir müjde olsun ve kalpleriniz yatışsın’ diye yaptı. Yoksa yardım (zafer) ancak Allah’tandır.”8

Ayette ifade edildiği üzere, meleklerin imdada gelmesi, mü’minlere bir müjde olması ve kalplerinin sükûnet bulması içindir. Yoksa yardım Allah’tandır, zafer O’ndandır. Bir meleğe yeryüzünün altını üstüne getirmeye yetebilecek bir güç verilebildiğine göre, Bedir’de binlerce meleğin görülmesi, bu savaşın yücelik ve kudsiyetini müşahhas bir şekilde gösterme gayesine matuftur diyebiliriz.9

Bedir’de görevli meleklerin, savaştaki fonksiyonları ile ilgili olarak şu bildirilir:

“Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Ben sizinleyim. Haydi, iman edenlere sebat verin. İnkâr edenlerin kalplerine korku bırakacağım. Artık, onların boyunları üstüne vurun, parmaklarına vurun.”10

Bu ayetten öyle anlaşılıyor ki, melekler ehl-i imana sebat kazandırmakta, ehl-i küfre ise korku vermekte birer vasıtadırlar. Bedir’den başka savaşlarda da meleklerin görevlendirildiğine dair rivayetler vardır. İstiklal Savaşında, yakın tarihteki Kıbrıs Harekâtında ve Afgan Cihadı’nda, ruhanî varlıkların görüldüğü, Müslümanlara yardımcı oldukları hayli kişi tarafından anlatılmaktadır. Bunun mümkün olduğunu ifade ile beraber, günümüz Müslümanlarının sebeplere müracaatta ihmalci olmaması gerektiğini hatırlatarak, Bedir’deki diğer İlâhî yardımlara geçmek istiyoruz.

2- Savaş Öncesi Hafif Bir Uyku

Savaş ortamı, bedeni ve ruhî pek çok yorgunluğu beraberinde getirir. Ölüm kalım mücadelesi öncesi, gözlere uyku girmez. Çünkü kimin öleceği, kimin kalacağı belli değildir. İşte böyle bir vasatta, savaş öncesi düşman karşısında bir miktar uyumak, insanı rahatlatır, dinlendirir, içindeki korkuyu giderir. Şu ayet, Bedir’deki Müslümanlara böyle bir nimetin verildiğini anlatır:

“O zaman Allah size, O’ndan bir emniyet olarak hafif bir uyku veriyordu…”11 Bu kadar bir topluluğun düşman karşısında, heyecanlı bir hengâmede toptan uykuya dalması, şüphesiz harika bir olaydır. Bu uykunun, ağır değil, hafif bir uyku olması da, ayrı bir nimettir.12

3-Semadan Yağmur

Bedir Savaşı öncesi, semadan yağmurun yağması, mü’minlere bir rahmet olmuştur. Rivayetlere göre, Müslümanların bulundukları taraf, ayakların kuma gömüldüğü bir yerdir. Yağmurun yağması, zemini daha rahat hareket edilebilir hale getirmiştir. Ayrıca, bu yağmurla, susuz ordu su ihtiyacını karşılamış, ihtilam olanlar boy abdesti almışlardır.13

İhtiyacın şiddetli olduğu bir anda yağmurun gelmesi, şüphesiz İlâhî rahmetin bir tecellisidir. Yavuz Sultan Selim’in, ordusuyla çölü aşarken, âdetin fevkinde yağmurun yağması da, böyle bir gaybî yardımdan başka bir şey değildir.14

“Allah üzerinize gökten yağmur indiriyordu. Ta ki, bununla size temizlik imkânı versin, şeytanın vesvesesini sizden gidersin, kalplerinizi kuvvetlendirsin ve ayaklarınıza sebat kazandırsın” ayeti, Bedir’deki bu İlâhî yardımı ifade eder.15

4- Rüya

“O vakit Allah, onları rüyanda sana az gösteriyordu. Eğer onları sana çok gösterseydi korkacaktınız ve savaş hususunda ihtilafa düşecektiniz. Lakin Allah selâmet verdi. Şüphesiz O, kalplerde olanları bilendir.”16

Hz. Peygamber, karşılaşacakları düşmanı, rüyasında az bir topluluk olarak görür. Bunu sahabilere söylediğinde sahabiler rahatlarlar. Peygamberin rüyasının doğruluğuna inandıklarından, savaşa rahat bir psikolojik ortamda girerler. Çünkü düşmanın kendisinden kat kat fazla olduğunu bilen bir grup, daha savaşa girmeden psikolojik bir çöküntüye maruz kalır. “Biz bu savaşta yeniliriz” psikolojisi, savaşı kaybetmenin ilk alametidir. “Biz güçlüyüz, biiznillah galip geliriz” demek ise, galibiyet yolunda atılmış ileri bir adımdır. İşte bu rü’ya, Müslümanların ruhî dinamizmini temin etmiştir.

Rasulullah’a gösterilen bu rüya, her ne kadar onlar sayıca çok bile olsalar, gerçeği göstermek noktasında, elbette sadık bir rüyadır. Çünkü sayıları çoktur ama kıymetleri azdır, savaş güçleri azdır. Kalpleri geniş bir idrakten, aksiyon gücü veren bir imandan mahrumdur, boştur… Cenab-ı Hakk’ın, aldatıcı zâhirin verasından Rasulüne gösterdiği, işte bu durumdur.17

Müslümanları rahatlatan bu rüyadan başka, savaş başladığındaki şu durum da, İlâhi bir yardım olmuştur:

“Düşmanla karşılaştığınızda, Allah onları sizin gözünüze az gösteriyor, sizi de onların gözünde az gösteriyordu. Ta ki, Allah’ın takdiri yerine gelsin. Bütün işler, Allah’a döndürülür.”18

Görülüyor ki, böyle bir savaşın olması ve Müslümanların galip gelmesi için bütün şartlar hazırlanmıştır. Karşılaştıkları zaman, her iki tarafın birbirini az görmesi de, savaşta kayda değer bir husus olmuştur. Karşı tarafı az görmeleri Müslümanları cesaretlendirmiş, müşrikleri ise, şımartmıştır. Ama savaş kızıştığında, karşı taraf, mü’minleri göz göre göre, kendilerinin iki katı olarak görmüşlerdir.19 Muhtemelen bu, meleklerin Müslümanlar safında yerlerini almaları dolayısıyla olabilir.

Bütün bu tasarruflar, bütün işlerin Allah’a irca olunduğunu, her işin önünde sonunda O’na dayandığını açıkça göstermektedir.20

5. Bir Avuç Toprak

Savaşın kızıştığı hengâmede, Hz. Peygamber yerden bir avuç toprak alır. “Yüzleri kara olsun” diyerek müşrikler tarafına atar. Bir mu’cize kabilinden, bu bir avuç toprak, hepsinin yüzüne, gözüne isabet eder. Onlar, yüzleriyle, gözleriyle uğraşırken, Müslümanlar saldırırlar ve galip gelirler.21

Galibiyet neticesinde, bazı Müslümanlarda bir gurur atmosferi oluşur. Cenab-ı Hak, hem Rasulünün eliyle meydana gelen bu harika olayı, hem de Müslümanların galip gelme neticesini kendisine nisbet ederek, şunu bildirir:

“Onları siz öldürmediniz, lakin Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, Allah attı…”22

Bu ifadeler, kulların fiillerini yaratanın Cenab-ı Hak olduğunu gösterir,23 insanların, yaptıkları fiillere terettüp eden neticelerde, gurura hakları olmadığına işaret eder.24

1 Ahzab, 43

2 Bkz. Nursî, Şualar, s. 31-32

3 Bakara, 214

4 Enfal, 9-10

5 Âl-i İmran, 123-125

6 Râzî, VIII, 215

7 Râzî, XV, 131; Beydâvî, I, 377; Kutub, III, 1483

8 Enfal, 10; Âl-i İmran, 126

9 Hamidullah, İslam Peygamberi, I, 225-226

10 Enfal, 12

11 Enfal, 11

12 Râzî, XV, 132; Nesefi, II,97

13 Râzî, XV, 133; İbn Kesîr, III, 563; Beydâvî, I, 377

14 İbrahim Erdinç Şumnu, Yavuz Sultan Selim, Zafer Yay. İst. 1993, s. 36

15 Enfal, 11

16 Enfal, 43

17 Kutub, III, 1526

18 Enfal, 44

19 Bkz. Âl-i İmran, 13

20 Yazır, IV, 2411

21 İbn Kesîr, III, 570; Beydâvî, I, 378; Râzî, XV, 139

22 Enfal, 17

23 İbn Kesîr, III, 570

24 Râzî, XV, 139

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir