Hz. YUSUF

Büyük İmtihan

Hz. Yusuf’un çilelerle dolu bir hayatı vardır. Kardeşleri tarafından kıskanılıp, susuz bir kuyuya atılır. Bir kervan tarafından kurtarılıp, Mısır’a köle olarak satılır. Mısır’ın önde gelen kişilerinden birinin evinde, itibarlı bir konumdadır. Evde başkalarının olmadığı bir gün, evin hanımı, bütün cazibesiyle Yusuf’u kendine çağırır. Hz. Yusuf, “Maazallah, Allah’a sığınırım” diyerek kaçmaya başlar. O kaçmakta, kadın kovalamaktadır. Yusuf’a yetişen kadın, gömleğinden tutunca, Yusuf’un gömleği yırtılır. O esnada kadının kocası ve bir akrabası içeri girince, kadın kendini kurtarmak için, “üzerime geldi” diye iftira eder. Hâlbuki gömlek önden değil, arkadan yırtılmıştır. Yapılan tahkikatta, Yusuf’un masumluğu ortaya çıkar.1

Kur’an’ın bize anlattığı bu tablo, nefis ve şeytanla yapılması gereken mücadeleye güzel bir örnektir. Cenab-ı Hak, şu ayetle, mücadelenin büyüklüğüne dikkat çeker: “Kadın ona niyetlenmişti. Eğer Rabbinin burhanını görmeseydi, O da kadına niyetlenirdi.”2 Ayetteki “burhan”, “delil” anlamındadır. Rivayete göre, Hz. Yusuf, duvarda babasının suretini görür. Bunun neticesinde kadına meyilden kurtulur.3

Ahir zaman, zor bir zaman dilimdir. Hz. Yusuf, bir Züleyha ile imtihan edildi, günümüz gençleri ise pek çok Züleyhalarla imtihan edilmektedir.

Nefis ve şeytanla mücadeleden galip çıkmak için, günümüz Yusufları da “burhan” görmelidir. Her bir varlık, Allah’a bir delildir. Her şeyde Rabbi’nin isimlerinin tecellisini gören bahtiyar insanlar, Züleyhaların çekim alanına girmekten kurtulacaklar, iffetli ve izzetli bir hayat süreceklerdir.

Medrese-i Yusufiye

Zindan, genelde mahkûmların ve suçluların meskeni olmakla beraber, masum insanların da zaman zaman yolu oraya düşmüştür. Hz. Yusuf, zindana (hapse) düşen masum insanların piridir. Ya kadının gayr-i meşru beraberlik teklifini kabul etmek, ya da zindana atılmak alternatifi karşısında kalan Hz. Yusuf, Cenab-ı Hakk’a şöyle yalvarır:

“Ya Rabbi, zindan, bunların beni davet ettikleri şeyden bana daha sevimlidir. Eğer bu kadınların tuzağını benden gidermezsen, onlara meylederim ve cahillerden olurum.”4

Kendisiyle beraber iki kişi daha zindana girer. Bunlardan biri kralın şarapçısı, diğeri de ekmekçisidir.5 Bir gün, her ikisi rüyalarını anlatır. Şarapçı, kendisini üzüm sıkarken, ekmekçi ise başındaki ekmekten kuşlar yiyor şeklinde görmüştür.

Hz. Yusuf, hemen rüya tabirine başlamaz. Önce onları irşat etmek ister.6 Kendilerine Allah’ın dinini anlatır. Tevhid inancını nazara verir. Allah’tan başka mabut kabul ettikleri şeylerin, “müsemmasız, mücerred isimlerden ibaret olduğunu” söyler.7 Daha sonra, rüyalarını tabire geçer. Şarapçının eski görevine geri döneceğini, ekmekçinin idam edileceğini haber verir.8

Hz. Yusuf’un bu metodu, tebliğ noktasında mühim bir esastır. Allah’ın dinini anlatan kişiler, Hz. Yusuf gibi manevra kabiliyetine sahip olabilmeli; mesela, muhatapları kaderden sorsa, ne yapıp edip önce Allah’ın hikmet ve adaletini anlatabilmelidirler.

Said Nursî, hapishaneye “medrese-i Yusufiye” namını verir.9 Kendisi de Hz. Yusuf misali mazlum ve masum bir şekilde hapiste kalmıştır. O da Hz. Yusuf gibi yapmış, hapishane şartlarında Allah’ın dinini tebliğ edip, nice azılı katillerin ıslahına vesile olmuştur.

Eski dönemlerde İmam-ı Azam, Ahmed Bin Hanbel gibi büyük zatların hayatında da hapishane vardır. Günümüz müfessirlerinden Seyyid Kutub, (ö. 1966) “Fi Zılalil-Kur’an” isimli tefsirini hapishanede yazmıştır.

Saltanat ve Hizmet

Kralın rüyasını tabiri vesileyle, Hz. Yusuf zindandan çıkartılır, masumiyeti ortaya çıkar. Kral, Yusuf’a olan güvenlerini dile getirir, dilediği makama getirileceğini söyler. Hz. Yusuf Maliye Bakanlığını ister. Cenab-ı Hak, Hz. Yusuf’un bu yüksek yere getirilişini şöyle anlatır:

“Böylece biz, Yusuf’a yeryüzünde bir makam verdik, yerleştirdik.”10

İşte, Hz. Yusuf, çileli bir hayattan sonra, böyle güzel bir neticeye kavuşur. Zaten, “en büyük saadetler, büyük acı ve felaketlerin neticesidir.”11 Mısır’a Azîz olmanın yolu, Kenan’da kuyuya atılmaktan geçer. Doğumun zahmetini çekmeyen çocuk, dünyaya gelemez. Acılara katlanamayan, tatlı neticeyi göremez. Zahmetlere dayanamayan, rahmete ulaşamaz.

Hz. Yusuf’un krala “beni Maliye Bakanı yap” demesi de düşündürücüdür. Ayette de ifade edildiği gibi, kral Hz. Yusuf’un dininde değildir.12 Kardeşini, yanında alıkoymasına kralın kanunları uygun olmamakla birlikte, bir hile-i şer’iyye ile onu yanına alması, Hz. Yusuf’un hareket tarzı hakkında bize bazı ipuçları vermektedir.13

Kur’an’da zikredilen bu olay, gayr-i Müslim idarelerde görev alanların tarz-ı hareketlerine güzel bir modeldir, bir hüsn-ü misaldir.14

Yusuf Sûresi 56. ayetten anlaşıldığına göre Hz. Yusuf, tam bir serbestlikle icraatlarını yapmaktadır. Yani, eli kolu bağlı değildir. Az bir izzet sahibi kişi bile, despot idarelere boyun eğmeyi kabul etmezken, Hz. Yusuf gibi bir Peygamber’in inançlarına ters bir sistem içinde görev yaptığını kabul etmek elbette düşünülemez. Zindanda bile Allah’ın dinini tebliğ eden Hz. Yusuf, saltanat döneminde de aynı tebliğe devam etmiştir.

1 Bkz. Yusuf, 8-29

2 Yusuf, 24

3 Beydâvî, I, 481

4 Yusuf, 33

5 İbn Kesîr, IV, 313; Nesefi, II, 221

6 Beydâvî, I, 483; Kutub, IV, 1988

7 Beydâvî, I, 484

8 Bkz. Yusuf, 36-42

9 Nursî, Sözler, s. 136

10 Yusuf, 43-56

11 Nursî, Şualar, Envar Neş. İst. 1988, s. 755

12 Yusuf, 76

13 Yusuf 70-76

14 Bkz. Yazır, IV, 2901

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir