GAYBî HABERLER

Fetih Sûresinin son üç ayeti, pek çok gaybî haberle doludur. Bu gaybî haberler, “Müslümanların Mekke’yi fethi, İslam’ın bütün dinlere galebesi, Müslümanların gün geçtikçe güçlenmesi…” şeklinde özetlenebilir. Hudeybiye Seferi’nden mahzun bir şekilde dönen Müslümanlar için bu gaybî müjdeler, hayatî bir öneme sahiptir. Geleceğe ümitle bakmayanlar, ona hazırlanamazlar. Büyük hedefler bilmeyenler, küçük hedeflere yönelirler.

Şimdi, bu gaybî haberlere bakalım:

“Andolsun ki Allah, Rasulünün rüyasını sadık kıldı. Elbette ve elbette -Allah’ın dilemesiyle-, güven içinde (kiminiz) başlarınızı tıraş etmiş ve (kiminiz) saçlarınızı kısaltmış olarak, bir korku duymaksızın Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediklerinizi bildi de, bundan önce yakın bir fetih verdi.”1

“Elbette ve elbette… Mescid-i Haram’a gireceksiniz” ayeti Mekke’nin fethini iki yıl öncesinden kati bir şekilde haber verir.

“Bundan önce yakın bir fetih verdi” ifadesi, Hudeybiye Barışı’nın manevî büyük bir fetih hükmünde ve diğer fetihlerin de anahtarı olacağını bildirir.2

“O Allah ki, Rasulünü hidayet ve hak dinle gönderdi. (Allah), o hak dini bütün dinlere galip kılacak. Buna şahit olarak Allah yeter.”3

Bu âyet, Hz. Peygamber’in getirdiği dinin bütün dinlere galebe çalacağını katî bir şekilde haber verir. Hâlbuki o zamanda yüzer milyon tebeası bulunan Hristiyan, Yahudi ve Mecusî dinleri, Roma, Çin ve İran hükümeti gibi yüzer milyon tebeası bulunan cihangir devletlerin resmi dinleri iken; kendi küçük kabilesine karşı tam galebe edemez bir vaziyette bulunan Hz. Muhammed’in (asm) getirdiği din, bütün dinlere galip geleceğini ve umum devletlere muzaffer olacağını ihbar ediyor. Hem gayet açıklıkla ve katiyetle haber veriyor. İstikbal o gaybî haberi, Hint Okyanusu’ndan Atlas Okyanusu’na kadar İslâm kılıcının uzamasıyla tasdik etmiştir.4

“Muhammed Allah’ın Rasulü’dür. Onunla beraber olanlar, kâfirlere karşı pek çetin, kendi aralarında çok merhametlidirler. Rükû eden ve secde eden kimseler olarak, onların Allah’tan lütuf ve rıza aradıklarını görürsün. Yüzlerinde secde izinden bir alamet vardır. İşte bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları ise şöyledir: Onlar filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidir. (Onların böyle çoğaltıp kuvvetlenmesi) kâfirleri öfkelendirir. Allah, onlardan iman eden ve salih ameller işleyenlere mağfiret ve büyük bir mükâfat va’detmiştir.”5

Mekkelilerin “Allah’ın Rasulü Muhammed” ifadesini anlaşma metnine yazmayı reddedip, “Abdullah’ın oğlu Muhammed” yazdırmalarına mukabil, Cenab-ı Hak, ezeli kelamında aynı ifadeye yer verir: “Muhammed, Allah’ın Rasulüdür.”

Daha sonra, peygamberlerden sonra insanlık âleminde en mümtaz kişiler olan sahabeleri, şu özellikleriyle anlatır:

1- Onlar, kâfirlere karşı şiddetlidirler.

2- Kendi aralarında ise merhametlidirler.

3-İbadet hayatları muntazamdır.

4-Hedefleri, Cenab-ı Hakk’ın lütfu ve rızasıdır.

Sahabeler, başlangıçta az olmakla beraber, tarladaki ekin tohumlarının sümbüllenip boy vermesi gibi, gittikçe kuvvetlenecekler, kâfirlerin gayzlarını onlara yutkunduracaklar.

Daha Hz. Peygamber devrinde, sahabenin dünyanın her tarafına dini tebliğ için gitmeleri, bu gaybî haberin tasdikçisi olmuştur.

1 Fetih, 27

2 Bkz. Nursî, Lem’alar, s. 29

3 Fetih, 28

4 Bkz. Nursî, Lem’alar, s. 30

5 Fetih, 29

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir