2. Bölüm BAZI YİĞİTLİK ÖRNEKLERİ, Tek başına bir millet

Eşyanın kıymeti farklı farklı olduğu gibi,

insanların kıymeti de farklı farklıdır.

Çevremize baktığımızda çoğu insanın kendi dertleriyle meşgul olduğunu görürüz. Hâlbuki insan sosyal bir varlıktır.1 Şahsi hayatını topluma dayanarak devam ettirebilir. Mesela, yediği ekmekte, giydiği elbisede yüzlerce, belki binlerce insanın emeği vardır. Bu cihetle her insan topluma karşı manen borçludur. Bu da, insanın topluma karşı vazifelerini netice verir. Fakat her insanda kuvvetli hırs, şiddetli menfaat gibi menfi duygular bu vazifeyi yapmasına engel olur. Bundan dolayı, pek çok insanın toplum içinde problem meydana getirdiklerini görürüz. Bu problemlerin halledilmesi, içlerinden çıkacak kâmil insanlar vasıtasıyla mümkün olacaktır.

Bu kâmil insanlar başta peygamberlerdir. Her peygamber engin şefkatiyle, keskin basiretiyle içinde yaşadığı toplumu ıslaha çalışmıştır. Cenab-ı Hak, Peygamber efendimizden bahseden bir ayette şöyle der:

“Andolsun ki, size kendi içinizden aziz bir peygamber geldi.

Sizi üzen şeyler onu rahatsız eder.

Size son derece düşkündür.

Müminlere karşı gayet şefkatli ve merhametlidir.”2

Anne ve baba, çocuklarına karşı nasıl şefkatle yaklaşır, onların dertleriyle dertlenir, sevinçleriyle mesut olursa, Hz. Peygamberin ümmetine karşı durumu işte öyledir. Hatta anne-babadan da ileridir. Mesela, insanların imana gelmemeleri onu fevkalade rahatsız etmektedir. Cenab-ı Hak, bunu şöyle bildirir: “Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse canına kıyacaksın.”3

Kur’an-ı Kerimde nice ayet, Rasulullahın fevkalade hassasiyetini anlatmakta, insanların kötü hallerine karşı O’nu teselli etmektedir.4

Peygamberler ve onların yolundan giden zatlar, rahata değil hizmete taliptirler. Onlar yüce dağlara benzerler. Dağların tepesi genelde karlarla kaplıdır. Ovalar ve vadiler ise, dağlardan eriyen kar sularıyla yemyeşildir.

Bediüzzaman şöyle der: “Bir adamın kıymeti himmeti nisbetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir.”5

Kur’an-ı Kerim, Hz. İbrahim’i tek başına bir ümmet olarak nazara verir.6 Demek ki, himmeti yüksek bir insan, fert olarak bir millete, bir ümmete bedel olabilmektedir.

Âlimler, -hadisin ifadesiyle- peygamberlerin varisleridirler.7 Asrımızın peygamber varislerinden Bediüzzaman, imanından ve şefkatinden gelen ulvi bir fedakârlıkla şöyle der:

“Bana, “sen şuna buna niçin sataştın?” diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor, O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış, ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hadise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!”

“Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgam bir adam mı zannediyorlar? Ben cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, ahiretimi de… Gözümde ne cennet sevdası var, ne cehennem korkusu. Cemiyetin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun! Kur’anımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selamette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.”8

Bu ifadelerde, şefkat ve hamiyetiyle âlem-i İslam’la bütünleşmiş bir ruh haleti kendini hissettirmektedir. Nasıl ki arabasıyla âdeta bütünleşen bir insan, arabasına bir çizik atıldığını gördüğünde, âdeta kalbi çizilmiş hisseder. Onun gibi, bütün İslam âlemini kucaklayan engin bir şefkat sahibi dahi, âlem-i İslam’a indirilen darbeleri en önce kendi kalbine indirilmiş hisseder. Âlem-i İslam mahzunsa hüzünlenir, mutluysa mesut olur.

Millet için, ümmet için yaşayan zatlar, halka hizmet etmeyi makam sahibi olmaya tercih ederler. Onlara omuz verip yükseltmeye çalışırlar. Nefsi için çalışanlar ise, başkalarının omuzuna basıp yükseklerde görülmek isterler.

Aslında gerçek mutluluk başkalarını mutlu etmekten geçer. Mesela, kâmil bir zatın aç ve muhtaç insanlara verdiği ziyafetten almış olduğu haz, onların yemekten aldığı hazdan daha fazladır.

Bir felaket ve helaket asrı olan zamanımızda, Müslümanların dünyalarının imarı için çalışmak, onlara iş bulmak, yol yapmak tarzında hizmetler de elbette Allah’ın razı olduğu salih amel sınıfına dâhildir. Fakat onların ebedi saadetleri için çalışmak, elbette daha ileri bir hizmettir. Çünkü birincisi fani bir mutluluğa hizmet ederken, ikincisi ebedi bir saadeti kazandırmaktadır.

İki genç, soğuk bir kış günü karlar üzerinde üniversiteye doğru giderlerken, biri diğerinin koluna girer ve der: “Yerler kaygan, kol kola girelim ki, birimizin ayağı kayarsa diğeri onu düşmekten kurtarsın.” Ardından şöyle devam eder: “Radyoda, televizyonda hava durumu anlatılırken zaman zaman şu anons yapılır: “Yollar karlı ve buzlu olduğundan sürücülerin yavaş seyretmesi, yanlarında zincir-takoz ve çekme halatı bulundurmaları gerekir.” Düşündüm de, bu anonsu manevi hayatımıza şöyle tatbik ettim: Ahir zaman, manen soğuk bir kış mevsimi. Her taraf karlı ve buzlu. Böyle bir zeminde kaymadan ilerlemek âdeta mümkün değil. Onun için zincirle kenetlenmiş gibi cemaat halinde olmalıyız ki, birbirimizi düşmekten kurtaralım. Düşmek üzere olanlara bir takoz koyalım. Düşmüş olanları da halatla çıkaralım.”

Böyle fedakâr insanların sayısının artmasıyla, toplum manen bir gülistana dönüşür, kış içinde âdeta yaz mevsimi yaşanır.

Bu insanlar, toplum içinde azınlıkta olurlar. Fakat sayılarının azlığı etkilerinin de az olmasını gerektirmez. Onları, bir cihetten lotus çiçeğine benzetebiliriz:

“Bir zambak türü olan küçük lotus, bataklıkta son derece güzel çiçekler açar. Bataklığın pis çamurunu enfes bir kokuya çeviren bu küçük güzel çiçek, iyiliğin fenalığa karşı bir zafer şarkısıdır.”9

1 İbn Haldun, Mukaddime, s. 41-42

2 Tevbe, 128

3 Şuara, 3

4 Mesela bkz. Yunus, 65; Kasas, 56; Fatır, 8; Yasin, 76; Ahkaf, 35

5 Nursi, Asar-ı Bediiyye, s. 460-461

6 Nahl, 120

7 Ebu Dâvud, İlm, 1

8Nursi, Tarihçe-i Hayat, s. 553-554

9 Kemal Ural, Küçük Şey Yoktur, s. 186

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir