Tarih boyu yiğit insanlar hep olagelmiştir.
Ashab-ı Kehf, bir kısım delikanlı ve yiğit insanlardı.
Rivayetlere göre, Hz. İsa’dan sonraki Hıristiyanlığın gizli yayılma devrinde, Rum idarecileri ve önde gelen bürokratların çocuklarından bir kısım gençler, Hıristiyanlığı kabul eder, kavimlerinin putperestliğine karşı çıkarlar.
Durumları anlaşılınca, devrin putperest imparatoru Dakyanus’un karşısına çıkartılırlar. Onun yanında, cesurca hak ve hakikatleri anlatırlar ve şöyle haykırırlar:
“Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Asla O’ndan başkasını ilah olarak kabul etmeyeceğiz. Yoksa saçma bir söz söylemiş oluruz.”1
Bu kıyamlarına karşılık, Dakyanus tarafından zindana atılırlar. Ancak bir yolunu bulup oradan kurtulurlar. Şehirden ayrılıp bir mağaraya sığınırlar. Bir ibret olmak üzere üç yüz yıl mağarada uyutulurlar, sonra uyandırılırlar. Bu üç yüz yıl zarfında Hristiyanlık topluma mal olmuş, devletin resmi dini haline gelmiştir.
Onların Kur’anda methedilen bu kıyam hali, “cihadın en efdali, zalim sultanın karşısında gerçeği söylemektir”2 hadisine bir mazhariyettir.
Gerçi, ölüm tehlikesi olan yerde, kişinin din ve mukaddesatını inkâr etmesine fetva verilmiştir. Fakat takvaya uygun olan, inkâr değil ilan etmektir.3 Zira fetva bir ruhsattır, takva ise azimettir.
1 Kehf, 14
2 Ebu Davud, Melahim, 17; Tirmizi, Fiten, 13; İbn Mace, Fiten, 20
3 Abdülkerim Zeydan, el-Veciz, s. 38-39
