İlim-Amel Münasebeti

Her şeyin bir teorik, bir de pratik cephesi vardır. Teorik cephesine ilim, pratik cephesine amel denir. Hamdi Yazır hikmetle ilgili açıklamalarda bulunurken, ilim-amel ilişkisine şöyle temas eder:

Hikmetin tarifinde bazıları, ‘bilgi ve amelde isabetli hüküm’ demişlerdir… Birçok ulemanın hikmeti tarif ederken amelde ısrar etmeleri, hikmeti abesten tefrik ve menfaatleri celp mefhumunu gerçekleştirmek içindir. Zira ilim ve marifet pek yüksek bir şey olmakla beraber, lafta ve kuvvede kaldıkça veya uygulamada söylenenin tersi yapılınca, boşuna bir ibtilâdan başka bir şey değildir. Fiil olmasa idi, ilmin ilim olduğu tahakkuk edemezdi. Allahu Teâlâ bile, kâinatı bilip de yaratmasaydı hikmeti mevcut olmazdı. İlâhî ahlâk ile ahlâklanmakta bu mânâ da mühimdir.” (II, 924)

Bilmeden bir kötülük yapmak kötü olmakla beraber, aynı kötülüğü bile bile yapmak çok daha kötüdür. “Onlar bile bile Allah’a karşı yalan söylerler” (Âl-i İmran, 75) âyetinin açıklamasında Hamdi Yazır, bu gerçeğe şu şekilde dikkar çeker:

Bütün fenalığın başı cehalette ve maarifsizliktedir’ diyenler zeki veya tahsil görmüş şerli kişilerin şirretinden daha çok korktuklarını hesap etmeyenlerdir. İblis bunun en büyük misâlî, şeytanet de bu mânânın menba ve masdarıdır.” (III, 1468)

Günümüzde en büyük vurguncuların üst düzey bazı bürokratlardan, en amansız teröristlerin bazı üniversite öğrencilerinden çıkması, üstteki tespitlerin birer isbatıdır.

Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” ayetinde de böyle bir incelik görebiliriz. (Zümer, 9) Âyet, bilenlerin üstünlüğünü nazara verdiği gibi, bilenlerin daha ziyade sorumlu olduklarına da işaret eder.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir