İlâhî İrade

Âlemde meydana gelen her şey, İlâhî iradenin bir isbatıdır. Dilemiş yaratmıştır; dilemeseydi yaratmazdı. Allah için herhangi bir zorunluluktan bahsedilemez. Hiçbir şey Allah’a vacip değildir. Felsefe ve Kelâm’da hayli medar-ı bahs olan İlâhî irade ile ilgili olarak, Hamdi Yazır şu noktalara dikkat çeker:

Bütün hak ve hukukun mercii olan Hakk Teâlâ, vâcib lizâtihi olduğundan O’nun hukuku vardır. Ve ulûhiyet ve Rububiyet O’nun hakkıdır. Fakat aleyhine vecibe ve vazife tasavvur olunamaz.

Dilediğini yapandır” (Hud, 107 ve Büruc, 16)

Yaptığından suale çekilmez.” (Enbiya, 23)

Ancak;

Allah’ın va’di bir haktır” (Nisa, 122; Yunus, 4)

Rabbiniz kendi üzerine rahmet yazdı” (En’am, 54),

Şayet Rabbinden sebkat eden bir kelime olmasaydı…” (Yunus, 19; Hud, 110; Taha, 129; Fussilet, 45; Şura, 14) gibi âyetlerin hükmünce, kendisinin kendine vacip kıldığı hususlar vardır.” (IV, 2675)

Hamdi Yazırın “kendisinin kendine vacip kıldığı” dediği durumlar, Allahu Teâlâ’nın icraatlarındaki prensipleri ifade eder. Mesela O, rahmeti kendine bir prensip edinmiştir. Her şeyde görülen ilahi rahmet, bunu isbat eder. Böyle yapmak zorunda değildir, ama “böyle yapacağım” diye bunları deklare etmiştir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir