İslamî cemaatler

İslamî cemaatler, dini daha iyi yaşamak için ortaya çıkan farklı hizmet gruplarıdır. Bunların bir kısmı Kadirilik, Nakşilik, Rufailik, Mevlevilik gibi tarikat bünyesinde ortaya çıkar. Zamanla bunların içinde farklı yapılanmalar görülür. Mesela ülkemizde en yaygın tarikat Nakşibendi Tarikatıdır. Bunun bünyesinde Menzil gurubu, İsmail Ağa gurubu, Süleymancılar, İskender Paşa gurubu, Erenköy gurubu… gibi guruplar ortaya çıkmıştır.

Cemaatlerin bir kısmı ise; eğitim, iman, Kur’an gibi gayelerle ortaya çıkan gruplardır. İlim Yayma ve Risale-i Nur cemaatlerini bunlara örnek verebiliriz. Bunları bir nevi STK (sivil toplum kurumu) olarak görmek mümkündür. Avcılar kendi aralarında teşkilatlanıp çeşitli “avcılar kulübü” kurmaları misali, bunlar da

-dini daha iyi öğrenmek,

-dini daha iyi yaşamak,

-dini başkalarına da anlatmak gibi gayelerle bir araya gelmektedirler.

2016 yılında İslamî cemaat görünümlü bir yapının darbe teşebbüsünde bulunması “cemaat, hizmet, himmet, sohbet, abi, abla, fedakârlık…” gibi nice güzel kelimeyi hayli lekelemişse de, bunlar gerekçe gösterilerek bütün cemaatleri bunlar gibi görmek, potansiyel tehlike telakki etmek son derece yanlıştır. Bu meselede bazı noktalar iyi bilinirse, daha sağlıklı bir değerlendirme yapılacaktır kanaatindeyiz:

-Hemen her müessesenin artıları olduğu gibi eksileri de vardır. 1960, 1971, 1980, 1997 ve 2016 yıllarında ordumuzun içinden çıkan bazı kimselerin hedefine varan veya varmayan darbeler yapmaları “orduyu lağvedelim” denilmesine yol açmadığı gibi, bazı cemaatlerde görülen sıkıntılı haller de “bütün cemaatleri ortadan kaldıralım” görüşüne yol açmamalıdır.

-Ülkemizde ve dünyanın her yerinde tarih boyu farklı cemaat ve cemiyetlerin varlığı inkâr edilemez bir realitedir. STK lar (sivil toplum kuruluşları) da bir nevi cemaattir.

-Bütün cemaatleri aynı görmek, bir renk körlüğüdür ve basiretsizliktir.

-İslâm dünyasında cemaatlerin ortaya çıkışı, bölünmek, parçalanmak değildir. Kur’an ve sünnete dayanan bütün cemaatler, hak yolun yolcularıdır. Bu cemaatler, geniş bir caddede aynı istikamette giden araçlara benzerler. Birbirlerine çarpmadıkları müddetçe, araçların farklı olması o derece mühim değildir.

-Cemaatler devleti ele geçirmek için değil, devlete kaliteli insan yetiştirmek için gayret göstermelidir.

-Küresel güçler, cemaatlerin gücünü bildiklerinden bu yapıları yönlendirmeye ve kendi gayeleri doğrultusunda kullanmaya çalışırlar. Devletimiz, cemaatleri kullandırmamak hususunda daha ciddi bir gayret içinde olmalıdır.

-Devletimiz, yurt içinde ve yurt dışında cemaatlerin gücünden yararlanmalıdır.

-Irk, mezhep ve cemaat konuları ülkemizin ciddi problemlerinden olmakla beraber şu formülle meselenin çözüleceğini söyleyebiliriz:

Irk var, ama ırkçılık yok.

Mezhep var, ama mezhepçilik yok.

Cemaat var, ama cemaatçilik yok.”

-Bu mana hemen her cemaatçe benimsenmeli, cemaat mensupları bu şuurla yetiştirilmelidir.

-Cemaatler “at gözlüğü” bir bakışla bakmak yerine, başkalarını kucaklayıcı olmalı, farklılıkları bir zenginlik olarak değerlendirebilmelidir.

-Yetki ve makam sahibi olan cemaat mensubu kimseler asla “cemaatçilik” yapmamalı, dinin emrettiği şekilde “ehliyet ve liyakate göre görevlendirme” esasını uygulamalıdır.

-Diyanet İşleri Başkanlığımız bu meselede daha aktif olmalı, “kontrol edici, yönlendirici” çalışmalar yapmalıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir