Mezhep, “gidilen yol” demektir. Dinî anlamda ise “zamanla aynı din içinde meydana gelen görüş farklılıklarını” ifade eder. Bu görüş farklılıkları itikadî olabildiği gibi, fıkhî olabilir. Mesela İslam dünyasında Maturidilik ve Eş’arilik itikadî birer mezheptir. Hanefilik ve Şafiilik ise fıkhî birer mezheptir. Bunlar, dinin nass’larının farklı yorumlanmasından kaynaklanmıştır.
Hristiyanlıkta Katolik, Ortadox, Protestan gibi farklı mezhepler vardır. Bunlar kendi aralarında “ciddi” denilebilecek farklılıklara sahiptirler. İslam dininde bu boyutta mezheplere bölünmek olmamakla birlikte, “Ehl-i sünnet ve cemaat” ve “Şia” şeklinde bir ayırım söz konusudur. “Ehl-i sünnet ve cemaat” İslam dünyasının yaklaşık % 80 ini, “Şia” ise yaklaşık % 20 sini meydana getirir. Bunların da kendi içinde farklı mezhepleri bulunmaktadır.
Kur’anın bir kısım ayetleri ve Hz. Peygamberin bir kısım hadisleri fıkhî hükümlerden bahseder. Bunların farklı yorumları “mezhepler” şeklinde kendini gösterir. Bu mezhepler, kurucularının adıyla bilinen fıkhî medreseler (ekoller)dir. İmam-ı Azam, İmam-ı Şafii, İmam-ı Malik ve Ahmed Bin Hanbel en meşhur mezhep imamlarıdır. Bu imamlar, hakkında sarih nass (açık hüküm) bulunmayan meselelerde içtihat yapmışlar, hüküm vermişlerdir. Bunların dışında başka müçtehitler de vardır.
Aynı dinde farklı mezheplerin çıkışı, dinin parçalanması demek olmayıp, dinin insanlara kazandırdığı fikir hürriyetinin bir tezahürüdür. Nitekim “Ümmetimin ihtilafı rahmettir.”1 hadisi, genelde mezhepler noktasından değerlendirilmiştir. Ne geçmişte, ne de günümüzde İslâm’da mezhep farklılığı Müslümanlar için bir problem teşkil etmemiştir ve etmeyecektir.
Allah dileseydi Kitabını te’vile ve yoruma ihtiyaç kalmayacak bir şekilde indirirdi… Fakat o zaman imtihan olmazdı. İnsanların dereceleri ortaya çıkmazdı. Kimin basiretli kimin aciz, kimin âlim kimin cahil olduğu bilinmezdi.
Hayreddin Karaman fıkhi farklılıkların iki faydasına dikkat çeker:
1-Bunlar sayesinde İslam Hukuku bir kurum ve müessese olarak gelişmiş, zenginleşmiştir.
2-Devlet ve ferdin karşısında tek yol ve tek çözüm yerine -duruma göre alınıp uygulanabilecek- alternatifler oluşmuştur.2
Mesela, “kadına el değince abdestin bozulması” şeklindeki İmam-ı Şafiinin içtihadı, günümüz şartlarında hac ibadeti esnasında çok sıkıntıya sebebiyet verir. Zira tavafın abdestli olarak yapılması lazımdır. Milyonlarca insanın toplandığı o kalabalıkta bu içtihadî hükmün uygulanması âdeta imkânsız olduğundan, Şafiî mezhebi mensupları diğer mezhepleri takliden tavaf yapmaktadırlar.
Keza, bir mezhebe göre boşanmayı gerektiren bir durumda, karı- koca isterlerse bir başka mezhebin içtihadına göre evliliklerini devam ettirebilirler.
İmam Şarani, Mizan isimli eserinde mezhep imamlarının farklı içtihatlarını ruhsat ve azimet açısından değerlendirir. Dine muhatap olan insanlar bedenen ve imanen ya güçlü veya zayıftırlar. Din, güçlü olanlara azimet, zayıf olanlara ise ruhsatla hükmeder. Mesela, ezanın abdestli okunmasıyla ilgili rivayet azimeti, abdestsiz okunabileceği şeklindeki rivayet ise ruhsatı bildirir.3 Şarani’nin Mizan’ıyla tarttığımızda, mezhepler arasındaki ihtilafların şekilde bir ihtilaf olduğu görülecektir.
Ömer Bin Abdülaziz, sahabenin ihtilafı hakkında şöyle der: “Hz. Peygamberin ashabı ihtilaf etmeselerdi bu beni sevindirmezdi. Çünkü onlar ihtilaf etmeseler ruhsat olmazdı.”4
Abbasi halifesi Harun Reşid, İmam-ı Malik’e “Senin kitaplarını yazdıralım, âlem-i İslam’ın her tarafına dağıtalım. Ümmeti bunlara sevkedelim” teklifinde bulunur. İmam-ı Malik şu cevabı verir: “Ya emire’l- mü’minin, ulemanın ihtilafı Allahtan bu ümmete rahmettir. Her biri kendi nazarında sahih olana tabi olur. Hepsi hidayet üzeredir ve hepsi Allah’ın rızasını ister.”5
Demek ki, İslam’da papa misali “dinin yanılmaz tek temsilcisi” olarak kabul edilen biri söz konusu değildir.
1 Aclûnî, I, 64
2 Hayrettin Karaman, İslamın Işığında Günün Meseleleri, Nesil Yay. 1988, II, 686 ve 716
3 Abdülvehhab Şarani, Mizanu’l – Kübra, Mustafa El- Bani Matb. 1. baskı. Kahire, 1940, I, 84
4 İbn Abidin, Reddü’l- Muhtar ale’d- Dürri’l – Muhtar, Daru İhyai’t- Türasi’l- Arabi, ts. I, 47
5 Şarani, I, 41
