Maddî bakımdan iflas etsen bile,
o iflastan manevî yükselişle çıkabilmelisin!
Ticarî hayatta zaman zaman “falanca iflas etti” şeklinde cümleler duyarız. Güzel bir işi varken, kendinden veya hariçten kaynaklanan bazı sebeplerle sermayeyi tüketmek, başkasına muhtaç hale gelmek, gerçekten çetin bir durumdur.
Bir gün Peygamber Efendimiz ashabına “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashab, “Bize göre müflis, parası ve malı olmayan kimsedir” dediler.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz iflasın manevi boyutunu şöyle anlattı:
“Ümmetimden asıl müflis odur ki; kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelmiştir.
Fakat şuna sövmüş, buna iftira atmış, başkasının haksız yere malını yemiş, falanın kanını dökmüş, filana vurmuştur.
Bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilir. Şayet üzerindeki kul hakları ödenmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilir, sonra da cehenneme gönderilir.”1
1 Müslim, Birr, 59
