Başarı, bedel ister. Adam, kozasından çıkmağa çalışan bir kelebek gördü. Kelebek, çırpınıyor, çırpınıyordu… Adam kelebeğe acıdı, elindeki makasla kozayı kesti ve kelebek rahatlıkla çıktı. Ama bu kelebek hiçbir zaman kozasından kendi gücüyle çıkan arkadaşları kadar iyi uçamadı. Çünkü kelebeğin kanatları kozadan çıkma uğraşısı esnasında güçleniyordu.
Çocukta özgüven oluşması için, kendi yapabileceği işleri ona bırakmak gerekir. Yoksa her ihtiyacı büyükleri tarafından karşılanan bir çocukta teşebbüs ruhu gelişmez, büyüdüğünde bile hep başkalarının yardımını bekler. “Dehanın önündeki en büyük engel müdahaledir.”
Kundaktaki bebek gün gelir yürür, gün gelir maratonda dünya birincisi olur. Anne-baba çocuğun diğer davranışlarında da benzeri süreçler gerektiğini unutmamalı, bir-iki başarısız denemeden dolayı çocuğu kınamamalıdır. İlk denemelerde hemen başarı elde edilmeyebilir.
Sisal isimli bir bitkinin şu hali konumuzla yakından ilgilidir:
Bu bitki, Amerikada soğuk rüzgâr, sert-verimsiz toprak ve güneşin şiddetli sıcağı altında yetişir. Yaprakları çok elyaflı olup dokumada kullanılır. Elyafının kaliteli olması sebebiyle daha verimli topraklarda yetiştirmeyi deniyorlar. Bitki, bu verimli topraklarda yetişiyor, hatta yaprakları daha da büyük oluyor, ama elyafsız… Meğerse yetişmesi için o “kötü şartlar” gerekiyormuş…
Gençlik günlerimde İstanbula defalarca gittim. Ama her defasında bilenlerle gittiğimden o koca şehri pek öğrenemedim. Bir defasında ise yalnız gitmiştim. İşte asıl o zaman İstanbul’u öğrendim.
Ara sıra kırlarda yürümek, yamaçlara tırmanmak, bir derede akıntıya karşı ilerlemek… gibi hareketler çocukları zorluklara göğüs germeye alıştırır, onları “bisküvi ve çikolota çocuğu” olmaktan kurtarır.
Evin üç yaşındaki çocuğu elindeki kaşıkla pekmezden alıyor, ama yarısını yere döküyordu. Baba dayanamayıp sonunda “dökmeden ye!” diye bağırdı. Çocuk çehresini kararttı, “ben de yemiyorum” deyip sofrayı terk etti. Artık o tatlı pekmez çocuğa acı geliyordu. Yeniden pekmeze alışması uzun zaman aldı.
Kırıcı tenkitler çocuğun hassas ruhunda derin yaralar açar. Onu pasif, çekingen, kişiliksiz hale getirir. Bunlar, birer “gölge tip” olarak yetişirler ve öyle yaşarlar. Bunların hali, ormandaki dev ağaçların dibinde bulunan bodur ağaçlara benzer.
Bir şey başardığında “aferin benim yavruma, ne de güzel yapıyor” gibi ifadelerle takdir edilen çocuklar ise cesur, atılgan, müteşebbis olurlar, ilerde önlerine çıkan engelleri aşmakta fazla zorlanmazlar, emsalleri arasında lider konumunda faaliyet yaparlar.
Selahaddin Şimşek şöyle der:
“Çocukları eğitmek, onları kendimize benzetmek değil, olmaları gerektiği gibi yetiştirmektir.”1
1 Şimşek, s. 14
