Lise öğrencisi Şule, ablasını ziyarete gitmişti. Ablasının evinde tanımadığı bir misafir de vardı. Ablası mutfağa girdiğinde misafirle baş başa kalmışlardı. Misafir konuşmak yerine televizyona bakmayı tercih ediyordu.
O sırada televizyonda gürültülü bir müzik yayını vardı. Şule, bu gürültüden rahatsız olurken, misafir ilgiyle dinliyordu. Şule sonunda dayanamayıp “af edersiniz, ‘müzik ruhun gıdasıdır’ denilir, ama sizin bu izlediğinize ne derece müzik diyebiliriz?”
Misafir, uykudan uyanır gibi Şuleye yöneldi. “tartışılabilir, dedi, ama ben size şu kadarını söyleyeyim: Ben bunu izlerken en azından düşünmüyorum ya, bu bana yetiyor!”
Şule doğrusu hayli şaşırmıştı. Aklı kullanmamayı hüner saymak akıllılık olmasa gerekti. Öyle ya, bir fabrika çalışmadığında ”hiç olmazsa çalışmıyorum ya” diye övünebilir miydi?
Şule, hayatı boyunca o günkü olayı unutmadı. Müziğin bir kısmının bazı insanlar için bir nevi uyuşturucu olduğunu, düşünme melekesini körelttiğini anladı. Musikiden istifadeyle beraber, bu tür müzikten uzak kaldı.
