Tabiat mı yarattı?

Liselerimizden birinde bir Kimya dersi sonrası öğrencilerden biri öğretmene sorar;

Hocam, bazılarında kemik hastalıkları oluyor, bunun nedeni nedir?”

Öğretmen, “Bunun değişik sebepleri vardır. Mesela raşitizm denilen kemik hastalığı D vitamininin eksik alınmasından kaynaklanır.” der.

Öğrenci, “Peki hocam, D vitamini nerelerde bulunur?” diye sorar.

Öğretmen, “Çocuklar, güneş ışığında bile D vitamini bulunur. Güneşlenince ihtiyacınız olan vitamini alırsınız” der.

Bunun üzerine öğrenci, “Peki hocam, kutuptakiler ne yapacak? Altı ay gece durumunda bu hastalığa mı yakalanırlar?” diye sormaya devam eder.

Öğretmen, “İşte çocuklar, tabiat bunu da düşünmüş ve oraya bol miktarda balık göndermiştir. Balığın vücudunda da D vitamini vardır. Böylece ihtiyaçlarını karşılamış olurlar” der.

Öğretmen, bu ilahi tasarrufu tabiata verince öğrencilerden bir başkası söz hakkı ister, “Hocam, tabiat bunu nasıl düşünmüş, bize anlatır mısınız?” der.

Öğretmen anlamlı anlamlı öğrenciye bakar; “ne demek istediğini anlıyorum” der. Ama arkasını getirmez.

Sınıftaki dindar öğrenciler meselenin bu şekilde ortada kalmasından rahatsızdırlar. Kendi aralarında toplanıp başka bir zaman konuyu tekrar öğretmenle konuşma kararı alırlar.

Aradan bir hafta kadar geçmiştir. Kimya dersinde konu anlatılmıştır. Öğretmen öğrencilerine; “Sorunuz var mı çocuklar?” der. Bunun üzerine dindar öğrencilerden Hakan, art arda şu üç soruyu sıralar:

Hocam, biyoloji derslerinde gördük ki, ot ve ağaçların yumuşacık kökleri sert olan toprağı, hatta taşı delip geçiyorlar. Bunu nasıl yapıyorlar?

Hocam yine derslerimizde gördük ki; en mükemmel su tulumbaları bile 12-13 metreden fazla yukarıya su pompalayamaz iken, yüz metreyi geçen ağaçların kökleri, en yüksekteki dallara suyu nasıl pompalıyorlar? Hangi kuvvetle?

Hocam, biyoloji derslerinde ‘minimum yasayı’ gördük. Her bitki topraktan belli oranlarda elementler alıyor. Şayet istediği oranda yoksa diğer elementlerden de aynı oranda azaltma yapıyor. Acaba kökler Kimya Fakültesini mi bitirdiler? Bizler bile elementleri tanımıyor iken, o akılsız kökler bunu nasıl yapıyorlar? Çok hassas oranları nasıl ölçüp tartıyorlar?”

Öğretmen art arda gelen bu sorulara karşı şöyle der: “Çocuklar anladım. Siz bana ‘Allah’ dedirtmek istiyorsunuz!”

Öğrencilerden biri söze katılır, “deyin hocam, ne zararınız olacak?” der.

Öğretmen, “Çocuklar, der. Ben Allah’a inanıyorum. Ama lütfen derslere bu konuları getirmeyelim. İnanç ayrı bir olay, bilim ayrı bir olaydır.”

Öğrenciler, öğretmenin ‘Allah’ demesinden memnundurlar. ‘Allah’ dediği için sözü fazla uzatmazlar. Ama öğretmenin “inanç ayrı, bilim ayrıdır” görüşünü de fikren kabul etmezler. Çünkü ilmin namusu evrenin yaratıcısından söz etmeyi gerektirir. Edebiyat dersinde İstiklal Marşı işlenirken Mehmet Akif’ten söz edilir, Sanat Tarihinde Selimiye, Süleymaniye camileri anlatılırken Mimar Sinan da tanıtılır. Benzeri bir şekilde Biyoloji, Kimya, Astronomi gibi dersler anlatılırken hayatı veren, tabiat kanunlarını koyan, yıldızları döndüren Zattan da söz edilmelidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir