Şuuraltı dünyamız

Asıl kimliğimiz, şuuraltı dünyamızın derinliklerindedir.

Psikologlar, insanın engin iç dünyasını aysberg (buzdağı) örneğiyle anlatırlar. Buzdağının üçte biri suyun üstünde, üçte ikisi ise suyun altındadır. İnsanın şuuraltı dünyası da benzeri bir derinliğe sahiptir. Denizin derinliklerinde meydana gelen çalkantılar, dalgalar şeklinde sahile vurduğu gibi, şuuraltı dünyamızdaki hareketlilik ve faaliyet, davranışlar şeklinde kendini gösterir.

Bir ayette şöyle buyrulur:

O (Allah), sırrı da bilir, ondan daha gizli (hafî) olanı da.”1

Bu ayetten hareketle, tasavvuf erbabı zâtlar insanda sır, hafî, ahfa gibi latifelere dikkat çekmişlerdir. Bunlar, şuuraltı dünyamızın derinliklerine ait kavramlardır. Öyle ki, Mehmet Akif gibi bir söz ustası bile şöyle der:

Ağlarım ağlatamam; hissederim, söyleyemem.

Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzarım!”2

İnsan, şuuraltının derinliklerinde nice hisler ve heyecanlarla dolar ve coşar, ama bunların pek çoğunu ifade kalıplarına dökemez. Beden dilini iyi bilen kimseler, muhataplarının söz ve fiillerinden yakaladıkları ipuçları ile onların derin şuuraltı dünyalarına da inebilirler, o dünyayı kısmen seyredebilirler.

Denizlerin bazı kısımlarında suların üstten akışıyla alttan akışı birbirinin tam tersi istikamette cereyan eder. Bunu şuuraltına şöyle uygulayabiliriz: Bazı insanların normalde gidişatları belli bir yönde iken, şuuraltındaki asıl kişilikler bunun tam tersi olabilir. Öyle ki, dıştan baktığınızda onu dünyanın en mütevazı insanı zannedebilirsiniz. Kelamı, hal ve harekâtı hep bunu göstermektedir. Ama bu insanın bunun tam tersine tam bir kibir abidesi olması da mümkündür.

1 Taha, 7

2 Ersoy, Safahat, s. 22

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir