Sesini duyduğumuz hayvanlar
sesleriyle bize mesajlar sundukları gibi,
bedenleriyle de çok mesajlar gönderirler.
Hz. Peygamber anlatıyor:
Adamın biri gün boyu öküzü tarlada çalıştırdı. Ardından eve dönerken de öküzün sırtına bindi. Öküz geriye dönüp adama dikkatle baktı ve şöyle dedi: “Ben bunun için yaratılmadım!”1
İnsanda dil olduğu gibi, hayvanlarda da vardır. İnsan, çıkardığı seslerle meramını anlattığı gibi, öyle anlaşılıyor ki hayvanlar da çıkardıkları seslerle birbirleriyle iletişim kurmaktadır.
Konunun ilginç bir misalini şu olayda görürüz:
Hz. Süleyman, ordusuyla karınca vadisinden geçerken, karıncaların reisinin şöyle dediğini duyar:
“Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin! Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!”2
Yani, farkına varsalar sizi çiğnemezler, ama burada durmayın ki sizi bilmeyerek çiğnemesinler.
Karınca, peygamberlerin zulüm ve ezadan masum olduklarını sanki hissetmiş gibi konuşmuştur.3
Özellikle hayvancılık, arıcılık, at yetiştiriciliği gibi hayvanlarla çokça beraberliği gerektiren mesleklerde çalışanlar, zamanla hayvanlarla duygusal bir bağ kurmakta, başkalarına nispetle onların dilini daha iyi anlayabilmektedir. Çünkü hayvanın sesinde, neşeli veya üzüntülü olduğuna, aç veya tokluğuna, memnuniyetine veya öfkesine… işaretler vardır.
1 Buhâri, Fedailu ashab, 5
2 Neml, 18
3 Beydâvî, III, 361
