Parapsikoloji, insanın metafizik boyutunu ele alır. Bu yönüyle de insan, keşfedilmeyi beklemektedir. İnsanın kalbi, son derece hassas bir alıcı ve kullanılabildiğinde kuvvetli bir vericidir. Hemen her insan, birtakım parapsikolojik tecrübeyle karşı karşıya kalmıştır. Birinden bahsederken o insanın içeri girmesi; bir felaket öncesi kalbimizde hissettiğimiz sıkıntı hemen herkesçe bilinen ve yaşanan olaylardandır. Bazı zatlar; riyazetle, tefekkürle, zikirle kalplerini daha da şeffaflaştırırlar. Böyle kalplerin alıcı ve verici olma özelliği daha da kuvvetlidir. Ehl-i velayet dediğimiz veli insanların, insanın içinden geçenleri okuması, başka bir yerde o anda cereyan eden olayı haber vermesi gibi durumlar eskiden beri çokça şöhret bulmuştur. Meselâ, Hz. Ömer, halifeliği esnasında bir Cuma hutbesinde hiçbir münasebet yokken, birden “Ey Sariye! Dağa, dağa!” der. O sırada İran’da düşmanla savaşan İslâm ordusunun kumandanı Sariye, bu sesi işitir. Talimata göre, ordunun sırtını dağa yaslar ve neticede galip gelirler.1
“Şuurî ve ihtiyarî olmayan çok in’ikasat (yansımalar) vardır”2 Sevdiğiniz bir dostunuzun neşeli veya hüzünlü hali size de aynen yansıyabilir. Aranızda yüzlerce kilometre olması, bu tür yansımaya engel değildir. İkizler, bu tarz yansımalarda çok hassastırlar. Her biri, kardeşinin halinden çokça etkilenir. Ayrıca, anne-baba ve evlatlar arasında da bu tür yansımalar çok olur. Maşukunu delicesine seven bir âşık, veya şeyhinde fani olmuş bir mürid çok hassas bir alıcı durumundadır. Maşukunun eline batan bir iğne, aynı anda âşıkta bir ızdıraba sebep olabilir. Kâmil bir şeyh, kilometrelerce uzaktaki müridini “kalb telefonuyla” çağırabilir.
Peygamberler, bu yönden bakıldığında çok zengin bir iç dünyaya sahiptirler. Meselâ, Peygamberimiz (a.s.m.), ashabından 3000 kişinin Bizans’ın yüz bini aşan askeriyle yaptığı Mute Savaşını, -tabiri caizse- naklen anlatmıştır.3 Habeş Kralı Necaşi vefat ettiği gün, ashabına “bugün bir kardeşiniz vefat etti. Haydi, namazını kılalım” demiş, gıyaben namazını kıldırmıştır.4 Peygamberimizin hayatında, bu tür olayların yüzlerce numunesi vardır. O, kendisinin bu yönünü şu şekilde özetler: “Ben sizin görmediğinizi görür, duymadığınızı duyarım.”5
Dilinden anlamadığı bilgisayarın önünde şaşkın şaşkın oturan ve ara sıra rastgele tuşlara basan birisi, o harika cihazdan yararlanamadığı gibi, zikir-fikir-riyazet gibi esaslara dikkat etmeyen kişilerin, kendilerinin parapsikolojik yönlerini değerlendirebilmeleri düşünülemez. Eğri aynalar görüntüyü gerçekte olduğu gibi yansıtamaz. Paslı aynalarda ise, görüntü net değildir.
Evet, uzayın derinlikleri meçhullerle dolu olduğu gibi, kendi iç âlemimiz de bilinmezlerle doludur.
1 Süyuti, Celaleddin, Tarihu’l-Hulefa, s. 117. Gazali, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, III, 23.
2 Nursî, Barla Lahikası, s. 249.
3 Buharî, Cenâiz, 4; İbn-u Hişam, Siret, IV, 22.
4 Buharî, Cenâiz, 55.
5 Tirmizi, Zühd, 9; İbn-i Mace, Zühd, 19.
