İlkokul ikinci sınıftaki öğretmenim dindar biriydi. Bir gün sınıfta söylediği şu sözler hala dün gibi hatırımdadır: “Çocuklar, Allah hiçbir şeyi boşuna yaratmaz. Mesela, burnunuzdaki kıllar ve akıcı-sıvı madde belki de size lüzumsuz gelebilir. Ama unutmayın ki, soğuk havayı teneffüs ettiğimizde o kıllar havayı ısıtır. O akıcı sıvı madde ise havadaki tozlu maddeleri tutar. Böylece havadaki mikroplardan korunmuş oluruz.”
İnsan, dine meyilli olarak doğar. Dünyadaki insanların çok büyük bir kısmının bir dine bağlı olması bunu açıkça ispat etmektedir. “Din afyondur” diyen ve her türlü dinî inanışa cephe alan komünist sistem fazla uzun ömürlü olmamış, polisiye güçlerin desteğiyle ancak 70 yıl devam etmiştir.
Din doğumdan ta ölüme hayatı kucaklar. Doğan çocuğun kulağına ezan okunur. Öldüğünde ise dini törenle cenaze namazı kılınır.
Çocuk, etrafındaki dinî yaşantıyı görür, ona göre şekillenir. Sözgelimi yemeğe besmele ile başlamak ve sonunda dua etmek, abdest almak, namaz kılmak gibi dini uygulamalar onun çok dikkatini çeker. Ne yaptığını bilmese de, anne-babasıyla birlikte namaz kılar, minik ellerini açar, Allah’a dua eder.
Anne-babanın hürmetle ezan dinlemeleri onu da hürmete sevk eder. Elinden tutup camiye gidilmesinden çok hoşlanır. Ezberletilen küçük duaları severek okur. Kısacası, dinî hayatının temelleri aile ortamında atılır. Çocukluğunda dinî terbiye almamış bir çocuk ise, dinî hayata yabancı kalır. Sonradan Müslüman olanların İslam’ı kabulde zorlanmaları gibi, dinin emirlerini uygulamakta zorluk çeker.
Anne-baba, bu dönemde hem kendileri çocuğa iyi örnek olmalı, hem de çocuğun dinî eğitim alması için gerekli özveriyi göstermelidir. Çocuğun İngilizce dersi hususunda özel öğretmen tutan anne-baba, aynı çocuğun Kur’an öğrenmesi için gerekli alt yapıyı hazırlamazsa, ilerde “Neden çocuğumuz dinden uzak?” demeye hakları olmayacaktır.
Anne-baba, zaman zaman evde güzel sesli okuyucuların sesinden Kur’an-ı Kerim kaset ve CD’leri dinlese, bu manevî hava çocuğa da yansır, ömür boyu bu manevî havadan istifade eder.
“Bizi ve her şeyi Allah yarattı. O bizi çok seviyor. Sevdiği için devamlı hediyeler veriyor. Biz de O’nu sevmeliyiz. İbadetle sevgimizi göstermeliyiz.” şeklindeki anlatımlar çocuğa kuvvetli bir dinî alt yapı sağlar.
Bazı anne babalar, Allah sevgisi yerine Allah korkusunu daha çok anlatırlar. Çocuğun bir hatası olduğunda “öyle yapma, Allah seni taş eder, çarpar!” gibi söylenmesi hiç de uygun olmayan şeyler söylerler. Çocuk devamlı bu telkinler altında kala kala, şuuraltında Allaha karşı adeta bir nevi düşmanlık besler. Öcüden korkmak ile büyük bir zata karşı gelmekten korkmak arasında çok fark vardır. “Allah korkusu” denildiğinde hiçbir zaman menfi bir korku hatıra gelmemelidir.
Değerli eğitimci-yazar Vehbi Vakkasoğlu bu konuda şöyle der:
“Allah korkusu, önünde sevgi olan bir korkudur. Allahın bize olan müthiş ve muazzam ilgisini-sevgisini kaybetme korkusudur.”
