Selahaddin Şimşek şöyle der: “Bir yuvanın ne kadar ayakta duracağı, hangi temeller üzerine kurulduğuna bağlıdır. Yüzüklerini sadece parmaklarına taktıkları için böyle kolay çıkarabiliyorlar.”1
Evlilik, çok ciddi bir olaydır, çocukken oynanan “evcilik oyununa” benzemez.
Aile hayatında ev, bir mutluluk merkezidir. Teorik olarak bu böyle olmakla beraber, uygulamada her zaman öyle olmayabilir.
Cahit Sıtkı Tarancı bir şiirinde şöyle der:
“Gökyüzünün başka rengi de varmış,
Geç fark ettim taşın sert olduğunu.”
Evlilikte ilk aylar çok tatlı ve problemsiz olabilir. Ama eşlerin hayat yolu pürüzsüz ve düz bir yol değildir. O yolda çakıllar, dikenler de vardır. Tozpembe hayaller, yerini simsiyah bulutlara terk edebilir ve netice olarak sevgi buharlaşabilir.
Evliliğin ilk merhalesini, “akılcı ve iradeli sevgi” izlemelidir. Balayı dönemindeki halin devamını istemek, beş yaşındaki çocuğun emme arzusuna benzer. Her dönem, kendi esasları çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Aslında evlilik, “mutlu olma sanatı olduğu kadar, mutlu etme sanatıdır.” Sırf kendini düşünen bencil kişi, diğer tarafı mutsuzluğa mahkûm eder. Hâlbuki insan, eşini mutlu etmeye çalışırken kendisi de mutlu olacaktır.
Hiçbir insan “dikensiz gül” değildir. Herkesin güzel meziyetleri yanında bir takım dikenleri de vardır. Eşler, “gülü seven dikenine katlanır” prensibiyle hareket ederlerse, beraberce mutluluğu yakalayacaklardır.
Aslında “mutluluk ülkesi” çok ötelerde, ulaşılmaz bir yerde değildir. O, hemen yanı başımızda, hatta kendi içimizdedir.
Sokrat şöyle der: “Mutlaka evlenin! İyi biriyle evlenirseniz mutlu olursunuz. Çekilmez biriyle evlenmişseniz filozof olursunuz.”
Mutluluğu kahvehane veya meyhanede arayanlar, onu yanlış adreslerde aramaktadırlar. Evinde mutlu olmayan birinin buralarda mutluluğu yakalayabilmesi düşünülemez. Bu, susamış birinin deniz suyuyla susuzluğunu gidermesine benzer. Böyle biri, içtikçe daha da susayacaktır.
Eşler, karşılıklı hoşgörü ve fedakârlıkla birbirini mutlu ettiklerinde, hiçbirinin gözü dışarıda kalmaz, evde beraber olmak için adeta can atarlar.
Gary Chapman, Beş Sevgi Dili isimli eserinde, eşlerin farklı sevgi dilleri kullandıklarını söyler ve bunları şu şekilde sıralar:
-İltifat etmek
-Nitelikli beraberlik
-Hediye almak
-Hizmet davranışları
-Fiziksel temas
Eşler, özellikle bunların bir tanesini hayat arkadaşından bekler, bulamadığında hayal kırıklığına uğrar. Eşlere düşen görev, hayat arkadaşının sevgi dilini tespit edip, gereğini yapmaktır.
Mark Twain “güzel bir iltifat beni iki ay yaşatabilir” der. Dil, insanı öldürür veya canlandırır. Mesela bir erkek, hanımına “bugün sofrada revani görmek istiyorum” demek yerine “yaptığın revanilere bayılıyorum” dese isteğine çok daha kolay ulaşır. Üstelik hanımı böyle bir iltifatın sonucu olarak revaniyi daha severek ve özenle hazırlar.
Nitelikli beraberlik, eşlerin başka işlerini bırakıp tümüyle beraber olmalarıdır. Beraber yürüyüş yapmak, yemeği ara sıra dışarıda yemek, tatile çıkmak… gibi. Böyle yoğun beraberlikler sevgiyi daha da artırır.
Hediye almak da mühim bir mutluluk sebebidir. Zira hediye, sevginin mücessem sembolü gibidir. Hediyenin mutlaka pahalı olması gerekmez, bazan küçük bir hediye kırık bir kalbin anahtarı olabilir.
1 Şimşek, Selahaddin, Özdeyişler, s. 25
