Bilmede mertebeler vardır,
beden dilini okumada da…
Beden dilini bilmede herkes aynı mertebede değildir. Bazıları muhatabını âdeta bir kitap gibi okurken, bazıları onun sözsüz işaretlerini pek de anlamayabilir. Bu, ya o işaretlerin dilini bilmemekten, ya dikkat etmemekten, ya da başka sebeplerden kaynaklanabilir.
Kur’an’daki şu ayete, bu açıdan bakabiliriz:
“(Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan kimseleredir. Onlar, yeryüzünde çalışmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin zanneder. Sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük yapıp kimseden bir şey istemezler.”1
Ayet, kendini tümüyle İslâmî hizmetlere vermiş olan Ashab-ı Suffa hakkında nazil olmuştur.2 Bunlar, Hz. Peygamberin yatılı medresesinin talebeleri idi. Onların masraflarını Hz. Peygamber karşılamaktaydı.
Ashab-ı Suffa’dan olan Ebu Hüreyre’nin anlattığı şu olayla, ayetin muhtevasını daha iyi anlayabiliriz:
“Bir gün pek aç olduğumdan, sahabenin geçmekte olduğu bir yola oturdum. Ebu Bekir geldi. Ona Allah’ın kitabından bir ayet sordum. Maksadım yemek için beni alıp götürmesi idi, ama olmadı. Biraz sonra Ömer geçti; ona da Allah’ın kitabından bir ayet sordum. Yine amacım beni alıp götürmesi idi, ama yapmadı. Biraz sonra Rasulullah oradan geçti. Hâlimi anladı ve “Ey Ebu Hüreyre, beni takip et” dedi.
Rasulullahın peşine takılıp gittim. İçeride bir kapta süt gördüm. Bir yerden hediye gelmişti. Rasulullah bana “Suffa ehline git, onları buraya çağır” dedi.
Ben ise o sütü kendim içmek ümidindeydim. “Onlar gelince sütü onlara ben dağıtacağım, bana bir şey kalmayacak” diye üzüldüm. Ama Allah Rasulü’nün emrine itaat gerektiğinden çıkıp onların yanına gittim, kenddilerini davet ettim. Onlar da geldiler, izinle içeri girip oturdular. Rasulullahın emriyle kâseyi aldım, sütü dağıtmaya başladım. Gelenler sırasıyla bardağı alıyor, doyasıya içtikten sonra geri veriyordu. En sonunda Rasulullaha verdim. Bardağı eline aldı. İçinde biraz süt kalmıştı. Sonra bana baktı ve gülümsedi:
“Ey Ebu Hirr! İkimiz kaldık” dedi.
“Sadakte ya Rasulallah” dedim.
“Otur sen de iç” dedi.
Oturdum, içtim. Sonra bana “İç” dedi. Ben yine içtim. “İç” dedi, yine içtim. O içmemi söyledikçe ben de içmeye devam ediyordum. Sonunda dedim ki:
“Ey Allahın Rasulü! Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, bende içecek yer kalmadı!”
“Öyleyse kâseyi bana ver” dedi.
Ben de süt kâsesini ona verdim. Geriye kalan sütü kendisi içti.”3
1 Bakara, 273
2 Beydâvî, I, 330
3 Bkz. Buhâri, Rikak, 17
