Yiğit, başkalarını kendine tercih eder
Ego’yu aşmak hiç de kolay değildir. Bu bencil insan, egosunu aşıp başkalarını kendine tercih edecek bir seviyeye gelebilir. Kur’an-ı Kerim, sahabenin hayatından örnekle bu manayı şöyle anlatır:
“Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler.
Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar.
Kendileri şiddetle muhtaç bile olsa, onları kendilerine tercih ederler.”1
Kendisi muhtaç bile olsa, başkalarını kendine tercih etmek, âyet metninde “îsâr” olarak ifade edilmiştir.
Ayette övülerek anlatılanlar, Ensar’dır. Mekke’den hicretle Medine’ye gelen muhacir Müslümanlara sahip çıkmışlar, Beni Nadîr Yahudilerinden elde edilen ganimet taksiminde, bütün ganimetin muhacirlere verilmesini gönül hoşluğuyla kabul etmişlerdir. “Keşke bize verilseydi” gibi bir istek ve “niye onlara verildi” diye üzüntü, haset ve kin gibi bir sıkıntı duymamışlardır.
Bu da zamanımızın kâmil zatlarından ibretlik bir “îsâr” örneği:
Üniversitelerimizden birinde asistanlık imtihanında pek çok aday elenir, geriye iki aday kalır. Jüri üyeleri, bunlardan birini tercih etmede zorlanınca, her birini tek tek mülakata alıp “hanginizi alacağımız hususunda doğrusu tereddütte kaldık. Seni mi alalım, yoksa diğer adayı mı” diye sorarlar. Her iki aday, kendisinin değil diğerinin tercih edilmesini ister. Jüri, gördükleri bu yüksek ahlak karşısında hayran kalıp, her ikisini de almaya karar verir.
1 Haşir, 9
