Yiğit, ceza verebilecek iken, affedebilendir.
Hollywood filmlerinden birinde görmüştüm: Filmin kahramanı düşmanını yakalıyor ve ardından “Tanrı affeder, ama Rambo affetmez” deyip işini bitiriyor.
Onun bu “veciz!” ifadesi pek çok delikanlının delikanlılık hissiyatına hoş gelebilir. Öyle ki, filmin etkisiyle kendi şuuraltında “düşmanı asla affetmemek” şeklinde bir mana yerleşebilir. Hâlbuki ahlakî değerlerimizi bu tür filmlerden almak, bizi çoğu kere aldatır, yanlış uygulamalara sevk eder.
Bazan da halkımız arasında yerleşmiş bazı yanlış cümleler, yanıltıcı ve yanlış yönlendirici olabilmektedir. “Affetmek Allaha mahsustur” sözünü buna örnek olarak verebiliriz. Pek çok insan bu cümleye dayanarak affetmek yerine cezalandırmayı tercih eder. Hâlbuki bu cümle, doğru bir tesbit değildir. Affetmek Allaha mahsus olmayıp, insanda da olması gereken güzel bir özelliktir.
Biz ahlakî değerlerimizi Kur’an-ı Kerimden ve onun en güzel uygulayıcısı olan Hz. Peygamberden alacağız. İşte, bu konuda Kur’an şöyle diyor:
“İyilikle kötülük bir olmaz.
Kötülüğü en güzel bir şekilde sav.
Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir.”1
Peygamber efendimiz ise, -çok özel durumlar dışında- affetmeyi cezalandırmaya tercih etmiştir. Muzaffer bir kumandan olarak Mekke’yi fethettiğinde, kendisine ve diğer Müslümanlara nice eziyetler yapan ve hicrete mecbur bırakan müşriklere “haydi hepiniz serbestsiniz!” demesi, bu durumu gayet güzel göstermektedir.2
1 Fussilet, 34
2 İbn Hişam, IV, 55
