Gerçekler ve Vahiy

Duyular ve akıl, bilgi kaynağı olarak genel bir kabule mazhar olmakla beraber, ilham ve vahiy bazılarınca göz ardı edilir. Hâlbuki bunların her birinin mahsus bir kullanım alanı olduğu bilinse, problem hallolacaktır.

Şimdi şu âyete bakalım:

Allah gökten bir yağmur indirdi de, vadiler kendi miktarınca sel oldu. Sel de üzerine çıkan bir köpük yüklenip götürdü. Ayrıca süs eşyası veya âlet yapmak için ateşte üzerini yakıp erittikleri madenlerden de bunun gibi bir köpük oluşur. İşte Allah hak ile bâtılı böyle misallendirir…” (Ra’d, 17)

Hamdi Yazır, gökten indirilen yağmurun İlâhî vahyi temsil ettiğini, bunda beşer kesbinin bir müdahalesi olmadığını; madenlerden süs eşyası ve âlet yapılmasının ise beşerin kesp ve içtihadı ile istinbat ve telif olunan hak malûmatı temsil ettiğini söyler ve şu neticeye varır:

Bunların ikisi de esas itibariyle Hakk’ın birer ihsanıdır.” (IV, 2975-2976)

İlâhî vahyin ilk muhatapları peygamberlerdir. Peygamberler, insanlığı “zulümattan nura çıkarmak için gönderilmişlerdir.”

Mesela, şu ayetlere bakalım:

Bu, insanları Rablerinin izniyle zulümattan nura çıkarman için sana indirdiğimiz bir Kitap’tır.” (İbrahim, 1)

Andolsun ki, biz Musa’yı ‘kavmini zulümattan nura çıkar ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat’ diye âyetlerimizle gönderdik.” (İbrahim, 5)

Hamdi Yazır, üstteki âyetlerle ilgili şu yorumu yapar:

Demek her risalette esas kadr-i müşterek bu tenvir ve fakat risalet-i Ahmediye kavminden başlamak üzere umum insanlar için oluyor.” (V, 3015-3016)

Yâni, her peygamber kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için gönderilmiştir. Bu görev, Hz. Muhammed’den (asm) önceki peygamberlerde kavimleriyle sınırlıdır. Nitekim Hz. Musa’nın gönderilmesi kendi kavmiyle alakalıdır. Hz. Peygamberin risaleti ise, bütün insan dünyasına müteveccihtir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir