Her bir Kur’an âyeti, pek çok cevherleri içinde bulunduran bir mücevherat sandığı gibidir. Kur’an’ın ilk bakışta basit zannedilen cümlelerinin ve kelimelerinin içinde, görebilenler için muazzam hakikatler vardır. Meselâ, “onlar, üzerlerinde kanatlarını açarak ve kanat çırpıp kapayarak uçan kuşları görmediler mi?”1 âyeti, kuşların uçuş sistemlerine dikkat çeker. Bu sistemlerin incelenmesi, uçakları netice vermiştir.
At, katır gibi binek hayvanlarından bahseden âyetin devamında şöyle denir: “…Ve Allah, bilemeyeceğiniz neleri neleri yaratır.”2 Kur’an’ın ilk muhataplarının hayalinden bile geçmeyen otomobil, tren, uçak gibi vasıtalar, âyetin gaybî haberinin birer isbatıdır.3
Kur’an-ı Kerim, cennettekilerle cehennemdekilerin birbirleriyle konuşmalarına yer verir. Hâlbuki cennet ve cehennem, birbirinden çok uzaktırlar. Ulema, bu konuda şunu söylemişlerdir:
“Mesafe uzaklığı, sesin işitilmesine engel değildir.”4 Bu ifadenin, asrımızdan yaklaşık sekiz asır önce yaşamış Fahreddin Râzî gibi bir müfessirin eserinde yer alması, cidden düşündürücüdür. Zira bu ifade, günümüz radyo, TV ve telefon gibi harika haberleşme araçlarına işaret etmektedir.
Bu noktadan bakıldığında Kur’an, hakikatler denizidir. Kur’an’ın kuşattığı hakikatlerin sahiline henüz varılmamıştır. Zira Kur’an, ilmi nihâyetsiz bir Zâtın kelâmıdır.
1 Mülk, 19
2 Nahl, 8
3 Yazır, V, 3088
4 Râzî, XIV, 83
