Yan yana iki insan… Biri âlim, biri câhil. Aralarındaki maddî mesafe yarım metre. Fakat ilimdeki mesafe, yerden göğe… Yan yana iki insan… Biri cesur, biri korkak. Savaşta yan yanalar. Ama aralarında dağlar var. Birinin elinin ulaştığı yere diğerinin hayali ulaşmıyor…
Bir evde iki kardeş… İkisi de cömert… Fakat biri % 10 cömert, diğeri % 90. Mertebeleri farklı farklı.
İşte, bu örneklerde olduğu gibi, her insan ayrı bir âlemdir. Herkes, kendisine verilen kabiliyetleri geliştirme noktasında farklı farklıdır. Mü’minle kâfir bir olmadığı gibi, mü’minler de kendi aralarında aynı mertebede değillerdir. Hatta peygamberlerin bile mazhariyetleri, mertebeleri ayrı ayrıdır.
Şimdi, peygamberlerden başlayarak, konuyu örnekleriyle görmeye çalışalım:
1- Hz. Musa ile Hz. Hızır
Hz. Musa ile Hz. Hızır, Mecmau’l-Bahreyn’de buluşurlar.1 Mecmau’l-bahreyn, “iki denizin birleştiği yer” anlamındadır. Biri şeriat ilminde deniz, diğeri ledün ilminde deniz bu iki zat, burada bir araya gelirler. “Allah iki denizi salıvermiş, birbirine kavuşuyorlar. Fakat aralarında, birbirlerine karışmaya engel bir perde var”2 âyetinin işârî bir mânâsı tezahür eder, ilimlerindeki farklılık ortaya çıkar. Nitekim Hz. Hızır bunu şöyle belirtir:
“Yâ Musa, Allah tarafından ben senin bilmediğin bir ilmi biliyorum. Sen de benim bilmediğim bir ilmi biliyorsun.”3
2- Hz. Nuh ve Hz. Musa, Hz. İbrahim ve Hz. İsa
Bedir Savaşında esir alınan müşriklere nasıl bir muamele edileceği konuşulurken, Hz. Ebu Bekir, fidye karşılığı serbest bırakılmalarını teklif eder. Hz. Ömer ise, öldürülmeleri şeklinde kanaat belirtir. Peygamber Efendimiz, Hz. Ebu Bekir’i, Hz. İbrahim’le Hz. İsa’ya, Hz. Ömer’i de, Hz. Nuh’la Hz. Musa’ya benzetir.4
Hz. İbrahim, Cenab-ı Hakka şöyle yalvarır: “Ya Rabbi, kim bana tâbî olursa bendendir. Kim de bana karşı gelirse, şüphesiz Sen Ğafur-Rahîmsin (bağışlar, merhamet edersin).”5
Hz. İsa, ümmetinden olup da, teslise (üçlü ilah inancına) sapanlar hakkında şöyle der:
“Ya Rabbi, onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz Sen Azîzsin, Hakîmsin.”6
Görüldüğü gibi, bu iki peygamber, cemâlî tecellînin mazharı olarak ümmetleri hakkında beddua etmemiştir.
Hz. Nuh ise, kavminin hakkı kabulden kaçması sebebiyle şöyle beddua eder:
“Ya Rabbi, yeryüzünde bir tek kâfiri bile sağ bırakma!”7
Hz. Musa da, benzeri bir halde şöyle bedduada bulunur:
“Ya Rabbi, onların mallarını mahvet, kalplerini sık. Onlar, can yakıcı azabı görmedikçe iman etmeyecekler.”8
3- Hz. Musa ve Peygamberimiz
En büyük peygamberlerden olan Hz. Musa, kendisine ilk vahiy geldiğinde, “Ya Rabbi, göğsüme genişlik ver” diye dua eder.9 En büyük peygambere (peygamber efendimize) ise, bu mertebe baştan verilmiştir. Cenab-ı Hak, şöyle bildirir: “Biz senin göğsüne genişlik vermedik mi?”10
4- Peygamberimiz ve diğer peygamberler
Diğer bütün peygamberler kendi kavimlerine gönderilmiştir. Meselâ, “Biz Nuh’u kavmine gönderdik…” ayeti buna bir misaldir.11
Peygamberimiz ise, bütün insanlığa gönderilmiştir. “Biz seni bütün insanlığa gönderdik” âyeti bunu bildirir.12
5- Ümmet-i Muhammed ve Ben-i İsrâil
İsrailoğullarının tarihinde çok önemli olaylar yaşanmıştır. Bundan dolayı, âleme ibret olsun diye onların hallerinden Kur’ân’da çokça bahis vardır. Meselâ, kendilerine şu hitap yapılmıştır:
“Ey Beni İsrail, size olan nimetimi hatırlayın.”13
Peygamberimizin ümmetine ise şöyle seslenir:
“Beni hatırlayın, ben de sizi anayım.”14
Ümmet-i Muhammed’in Allah’ı anması emredilirken, Beni İsrailin nimeti hatırlaması istenilmiştir. Bu hitap gösterir ki, onlar her şeyden evvel nimete taliptirler. Bununla beraber, şükrü şöyle dursun, nimetin aslını bile unutmuşlardır.15
Her iki ümmetin peygamberlerine hitap şekli de farklıdır. Hz. Musa’nın kavmi, peygamberlerine “Ya Musa” şeklinde ismiyle seslenirler.16 Peygamberimizin sahabileri ise, sözlerinin evveline “Anam babam sana feda olsun” cümlesini getirip, “Ya Resûlallah” diye hürmetle hitap ederler.17
Hz. Musa’nın kavminin, Hz. Musa’ya “Senin Rabbin” şeklindeki taşkın ifadeleri de dikkat çekicidir.18 Hamdi Yazır’ın ifadesiyle, “Edeb ve terbiyeyi unutup da, ‘Rabbimiz’ diyecek yerde ‘Rabbin’ demeleri, bir imansızlık eseridir.”19
Hele, Kızıldeniz’i geçtikten sonra savaştan kaçmaları cidden tüyler ürperticidir. Hz. Musa’nın ısrarı karşısında şöyle derler: “Ey Musa, onlar (o zorlu insanlar) orada oldukları müddetçe, biz oraya giremeyiz. (Çok istiyorsan) Sen ve Rabbin gidin, savaşın. Biz burada oturacağız.”20
Onların bu halinden, Bedir savaşına dönelim. Müslümanlar safındaki konuşmalara kulak verelim. İşte Resûlullah, ashabının fikrini alıyor. Hz. Mikdad, görüşünü şöyle bildirir:
“Ya Resûlallah, Allah sana neyi emretmişse onu yap. Vallâhi biz, Beni İsrâil’in Hz. Musa’ya dediği gibi diyecek değiliz.”21
Sahabenin önde gelenlerinden Sa’d b. Muaz ise, şunları söyler: “Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, bize denize dalmamızı emretsen, tereddüt etmeden hepimiz dalarız…”22
6- Hz. İsa ve Havariler
Havariler, Hz. İsa’nın sahabileridir. Sayılarının on iki olduğu söylenir. Bunlar bir gün Hz. İsa’ya şöyle derler:
“Ey Meryemoğlu İsa! Rabbin gökten bize bir sofra indirebilir mi? İsa cevap verir: Eğer gerçekten inandınızsa Allah’tan korkun (da böyle şeyler istemeyin). Onlar der: İstiyoruz ki, ondan yiyelim. Kalplerimiz mutmain olsun ve senin bize doğru söylediğini bilelim. Ona (bu mucizeye) şahitler olalım.”23
Bunun üzerine Hz. İsa şu duayı yapar: “Ey bizi terbiye eden Allahım, bize semâdan bir sofra indir. Hem önce gelenlerimiz, hem sonra gelenlerimiz için bir bayram ve Senden bir âyet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır. Sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.”24
Hamdi Yazır’ın da dikkat çektiği gibi, bu olay, ruhların derecelerindeki büyük mertebe farklılıkları olduğuna işaret eder. Havariler, yemek istediklerini önce söylemişler, diğer dinî ve ruhî maksatlarını sonra belirtmişlerdir. Hz. İsa ise, dinî maksatlarını önce söylemiş, yemeği ise hem geciktirmiş, hem de rızık olmakla ifade etmiş, sonra rızıkta kalmayıp, “Sen rızık verenlerin en hayırlısısın” diyerek Rezzâk’a intikal ve Ona tazîm ve senâ ile şükrünü de arzetmiştir.25
1 Kehf, 61
2 Rahman, 19-20
3 İbnu Cerir Taberî, Camiu’l- Beyan an Te’vili’l- Kur’ân, (Tefsiru’t- Taberi), Daru’l- Fikr, Beyrut 1995, XV, 278
4 Râzî, XV, 197
5 İbrahim, 36
6 Mâide, 118
7 Nuh, 26
8 Yunus, 88
9 Taha, 25
10 İnşirah, 1
11 Nuh, 1
12 Sebe, 28
13 Bakara, 40
14 Bakara, 152
15 Yazır, I, 34
16 Meselâ, bkz. Bakara, 54, 61; Maide, 22, 24…
17 Tirmizi, Edeb, 61
18 Meselâ, bkz. Bakara, 68-69-70…
19 Yazır, I, 368
20 Maide, 24
21 Râzî, XV, 126
22 Müslim, Cihad ve Siyer, 30
23 Maide, 112-113
24 Maide, 114
25 Yazır, III, 1846-1847
