İkinci Hayat

Kur’ân’ın bildirdiği en temel esaslardan biri, öldükten sonra dirilmedir. İnsanlar uyudukları gibi bir gün ölecekler, sabah uyandıkları gibi haşrin sabahında diriltileceklerdir.

Kur’ân-ı Kerim bu büyük davayı farklı üsluplarla hemen her sayfasında dile getirir.

Allah’tan başka bir ilâh yoktur. O, kıyamet gününde mutlaka sizi bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?”1

“Nasıl Allah’ı inkâr edersiniz ki, ölüler idiniz de O sizleri diriltti. Sonra sizi öldürecek, sonra diriltecek. Sonra döndürülüp O’na götürüleceksiniz.” 2

gibi ayetler akla hitap ile öldükten sonra dirilme davasını ifade ederler. Fakat Kur’ân bu büyük davayı “Allah sizi diriltecek” deyip bırakmaz, teşbih ve temsillerle zihinlere yaklaştırır. Kıyas yoluyla bu büyük meselenin anlaşılmasını sağlar. Mesela:

1-İlk Yaratış Misali

“İlk yaratış bizi yordu mu ki, onlar yeni bir yaratılıştan şüphe içindeler?”3

Cenab-ı Hakk’ın eşyayı ve insanları yoktan yaratması, aslında öldükten sonra dirilmeye en büyük bir delildir. Bir defa yaratan ikinci defa niye yaratamasın? Kendi yazdığı şiirin kâğıdını yakan bir şair, onu ikinci bir kâğıtta niye yazamasın? Her birini muhtelif yerlerden toplamış olduğu askerleri belli bir nizamla yetiştiren, itaate alıştıran bir kumandan, istirahat emri verdiği ordusunu bir boru sesiyle niye toplayamasın? Kur’ân bunu şöyle bildirir:

“Göğün ve yerin O’nun emriyle durması Onun (Allah’ın) ayetlerindendir. Sonra sizi bir çağırış çağırdığı vakit, derhal siz arz’dan çıkarsınız.”4

Ayet, emrine itaat edilen bir davetçinin davetine sür’atli icabeti anlatmaktadır. Yani, Cenab-ı Hak’tan “ey ölüler, çıkın!” emri geldiğinde bütün ölüler ayakta olacaktır.5

Ayetin devamı şöyle gelir:

“Göklerde ve yerde kimler varsa hepsi O’nundur. Her biri O’na itaat etmektedir. Hem mahlûkatı ilk yaratan, sonra -daha kolay olduğu halde- iade edecek olan O’dur. Göklerde ve yerde en yüce mesel O’nundur. Ve O, Aziz’dir, Hakim’dir.”6

Ayette, ilk yaratanın onları tekrar iade etmesinin daha kolay olduğu ifade edilmiştir. Şüphesiz bu, Allah’a bakan cihetiyle değildir. Çünkü bütün mümkinat Allah’ın kudretine nisbetle birdir. Fakat ayetin bu üslubu, temsil yoluyla meseleyi akılların idrakine yaklaştırmaktadır. Çünkü insanlara nisbetle bir şeyi yeniden yapmak, ilk defa yapmaya göre daha kolaydır.7

İlk yaratılışın ikinci yaratılışa misal olduğu Kur’ân’ın değişik yerlerinde farklı ifadelerle nazara verilmiştir. Mesela:

“Sizi Biz yarattık, hala tasdik etmeyecek misiniz? Akıttığınız meniyi hiç düşündünüz mü? Siz mi yaratıyorsunuz onu, yoksa biz miyiz yaratan? Aranızda ölümü Biz takdir ettik ve Bizim önümüze geçilemez. İstersek sizin yerinize emsalinizi getiririz ve bilmediğiniz bir yaratılışta (biçimde ve vasıfta) sizi inşa ederiz. Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. O hâlde düşünüp ibret alsanıza!”8

Yani, ilk yaratışa kadir olan, elbette yeniden diriltmeye daha ziyade gücü yeter. Çünkü madde mevcuttur, eczalar bellidir, model ortadadır.9

“İnsan zanneder mi başıboş bırakılacak? O meniden dökülen bir nutfe değil miydi? Sonra bir alaka oldu. Derken (Allah), biçimlendirdi, derken tesviye etti de ondan erkek ve dişi olmak üzere çift yaptı. Bunu böyle yapan, ölüleri diriltmeye kadir değil midir?”10

Nutfe, insanın ana rahmindeki zigot hali, alaka ise bunun bir sonraki merhalesidir. Ayet, ilk yaratılışa dikkat çekerek, ölülerin diriltilmesini zihinlere yaklaştırmaktadır. Ayetin sonunda soru şeklinde “Bunu böyle yapan, ölüleri diriltmeye kadir değil midir?” denilmesi, muhataplarının vicdanını harekete geçirip “evet, elbette kadirdir” dedirtecek bir kuvvettedir. Bu tür sorular öğrenmek için değil, ikrar ettirmek için sorulur.

“İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmedi mi, apaçık bir hasım kesildi? Yaratılışını unutarak bize bir mesel getirdi. ‘Çürümüş kemikleri kim diriltir?’ dedi. De ki: Onları ilk defa inşa eden diriltir ve O, her türlü yaratmayı bilendir.”11

Rivayete göre, “Çürümüş kemikleri kim diriltir?” diyen Ubey Bin Halef’tir. Bu kişi, elinde çürük kemikle Hz. Peygamberin yanına varmış, kemiği ufalayıp meydan okurcasına “kim bunu diriltir?” demişti. Hz. Peygamber “Allah onu diriltecek ve seni de ateşine (cehenneme) koyacak” diye cevap verdi, bu vesile ile haşirden bahseden bu ayetler ve devamı nazil oldu.12

2-Bahar Misali

“Allah’ın rahmet eserlerine bak, ölümünden sonra arzı nasıl diriltiyor? Bunu böyle yapan elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir.”13

Öldükten sonra dirilmenin en kolay anlaşılır misallerinden biri, şüphesiz ölü arza baharda yeniden hayat verilmesidir. Senenin sonbaharında rengi sararıp ölen ve üzerine ölümün beyaz kefeni çekilen yüzbinlerce tür canlı, İlahi rahmet eserlerinden olan bahar yağmurlarıyla yeniden hayat bulurlar, öldükten sonra dirilmeye misal olurlar. Âdeta her sonbahar bir kıyamet, her bahar bir haşirdir.

Ölü arzın ihyasının haşre misal olması, Kur’ân’ın değişik yerlerinde nazara verilmektedir. Mesela:

“O’nun ayetlerinden biri de şudur: Sen arzı boynu bükük, huşu’ içinde görürsün. Derken üzerine suyu indirdiğimizde deprenir ve kabarır. Şüphe yok ki, onu dirilten, elbette ölüleri dirilticidir. Gerçekten O, her şeye kadirdir.”14

Meâlde “boynu bükük” olarak ifade edilen ibare, ayette “hâşia” şeklinde geçer. Huşu’dan gelen bu kelime, şöyle bir manayı hatıra getirmektedir: Arz, kuraklıktan dolayı -boynu bükük bir zelil misali- perişan bir hale düşmüştür. Arzın bu durumu, zillete düşmüş bir kimsenin boynu bükük halini andırmaktadır.15 Bu teşbih aynı zamanda, secde etmek istemeyen mütekebbirlerin, sonunda toprak haline gelip zelil olacaklarına da işaret eder.16

Ayetin üslubundan bunu da tahayyül etmek mümkündür: Arz, boynu bükük, yarı uykuda bir insan gibidir. Böyle birinin yüzüne su serpildiğinde nasıl irkilip kendine geliyorsa, ölüm uykusunda olanlar da ilahi rahmet eseri olarak uykularından öyle uyanacaklar, kendilerine geleceklerdir.

Şu ayet de üstteki ayete yakın ifadelerle aynı meseleyi bildirir:

“Arzı hâmide (kurumuş, ölü bir halde) görürsün. Biz ona suyu indirdiğimizde deprenir, kabarır da her güzel çiftten bitkiler bitirir.”17

Burada arz hareketsiz uyku halinde birine benzetilmiştir. Yağmurun yağmasıyla hareketlenmekte, canlanmakta, harekete geçmektedir.18

Bir önceki ayette arzdan “hâşia”, burada ise “hâmide” olarak bahsedilmesini Seyyid Kutub şöyle değerlendirir:

Hacc suresindeki ayette öldükten sonra diriltme, hayat verme ve kabirlerden çıkarma ön plandadır. Oraya uygun ifade “hâmide”dir. Fussilet suresindeki ayetin bağlamında (siyak ve sibakında) ön planda olan ise ibadet, huşu ve secdedir. Bundan dolayı “hâşia” burada daha uygundur.19

“O (Allah) ki, semadan belli bir miktarla su indirir. Bununla ölü bir beldeye hayat neşrederiz. İşte siz de öyle çıkarılacaksınız.”20

Ayet, ölülerin kabirlerden çıkarılışını, bereketli yağmurlarla bir beldenin diriltilmesine benzetmektedir.

Hamdi Yazır, ayetin ince bir işarî manasına şöyle dikkat çeker: “Bir ruh olan Kur’ân’la siz de yepyeni bir hayata çıkarılacaksınız.”21

“O Allah ki, rahmetinin önünde rüzgârları müjdeleyici olarak yollar. Nihayet bunlar o ağır ağır bulutları hafif bir şey gibi kaldırıp yüklendiklerinde, bakarsın biz onları ölmüş bir memlekete sevkederiz. Derken ona su indiririz, ardından orada her türlüsünden ürünler çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. Umulur ki, düşünüp ibret alırsınız.”22

Ayet, ölü arzın yeniden hayat buluşu olayından hareketle ölülerin yeniden diriltilmesini anlatmaktadır. Bursevi, ayetin işarî bir manasını şöyle ifade eder:

Ayette bildirilen ölü belde, sudur kabirlerindeki ölü kalplere işarettir. İnayet rüzgârları rahmet bulutlarını yüklenir. Muhabbet ab-ı hayatını bu ölü kalplere indirir. Bu su ile o ölü kalplerden müşahede, mükaşefe ve her türlü kemâlât meyvelerini çıkarır.23

Bu konuda son olarak şu ayete dikkat çekmek istiyoruz:

“Semadan bereketli bir su indirdik. Onunla kullara rızık olarak bağlar-bahçeler, biçilecek daneler, tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş, göğe doğru uzayan hurma ağaçları bitirmekteyiz. Ve onunla ölü bir beldeye hayat vermekteyiz. İşte huruç (kabirlerden çıkış) da böyledir.”24

Hamdi Yazır, ayetin ölülerin diriltilmesine delaletini zikrettikten sonra şöyle der:

“Biz bununla, ölmüş bir kavimden Hakk’ın feyziyle İslam’ın zuhur etmesi ve yeni bir hayat ile diğerlerine karşı huruç ve galebesi manasına da bir işaret anlarız.”25

3-Konuşmak Misali

“Arzda yakin sahipleri için nice ayetler vardır, nefislerinizde de. Hala görmez misiniz? Semada da rızkınız ve size vaat olunan vardır. İşte, göğün ve yerin Rabbine yemin ederim ki, o şüphesiz sizin konuşmanız gibi haktır.”26

Ayet, “o şüphesiz sizin konuşmanız gibi haktır” ifadesiyle, bir yoruma göre, ahiretin- Cennetin hak olduğunu bir misalle anlatmaktadır.27 Yani, “sizin konuşmanız ne derece hak ise, bundan bir şüpheniz yoksa, size va’dedilen de o derece haktır, gerçekleşecektir. Size vaad olunanı getirmek, ilahi kudrete son derece rahattır. Siz nasıl konuşmakta zorlanmıyorsunuz. İsterseniz arz, isterseniz sema, isterseniz çiçek diyebiliyorsunuz. Allah’a da yaratmak böyledir. Sizin konuşmanız rahatlığında, O yaratır.”

Üstte nazara verdiğimiz mana, “o” zamirinin “size vaat olunana” raci kılınmasıyladır. Zamirin buna ircaı mümkün olduğu gibi, “rızık, Allah, Hz. Peygamber, Kur’ân…” şeklinde de izahı mümkündür. O zaman mana şöyle olur:

“Semadaki rızık, şüphesiz sizin konuşmanız gibi haktır.”

“Allah, şüphesiz sizin konuşmanız gibi haktır.”

“Peygamber, şüphesiz sizin konuşmanız gibi haktır.”

” Kur’ân, şüphesiz sizin konuşmanız gibi haktır.”

4-“Ol!” Emri

“Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kadir değil midir? Elbette kadirdir. O Yaratandır, her şeyi bilendir. Bir şeyin olmasını dileyince ‘ol’ der, o da olur.”28

Ayet, öldükten sonra dirilmenin bir başka delilini beyan etmektedir. İnsandan çok daha büyük olan gökleri ve yeri yaratan bir kudrete, küçük bir insanı ölüm sonrası diriltmek elbette zor değildir. Kaldı ki, Allah için büyük küçük farkı yoktur. O, “kün feyekün’e” sahiptir. Yani, ol der ve olur. Âlem, O’nun “ol” emriyle, yeniden vücut sahasında arz endam eder. Bu defa dünyaya bedel ahireti yaratır.

Müfessirlerin beyanına göre “ol” emri temsilî bir anlatımdır. Bununla, itaatkâr bir memurun amirine itaati misali, her şeyin Allah’ın emrine itaatkâr olduğu ifade edilmiştir.29 Allah için az ve çok, küçük ve büyük… farketmez. Kur’ân bunu şöyle bildirir:

“Sizin yaratılışınız ve diriltilmeniz ancak bir nefsin yaratılması ve diriltilmesi gibidir.”30

1 Nisa, 87

2 Bakara, 28

3 Kaf, 15

4 Rum, 25

5 Zemahşeri, III, 219-220; Beydâvî, II, 219; Kurtubi, XIV, 14

6 Rum, 26-27

7 Alûsî, XXI, 36

8 Vakıa, 57-62

9 Alûsî, XXVII, 148

10 Kıyame, 36-40

11 Yasin, 77-79

12 Zemahşeri, III, 331; Beydâvî, II, 287; Kurtubi, XV, 39-40

13 Rum, 50

14 Fussilet, 39

15 Zemahşeri, III, 454; Beydâvî, II, 354; Râzî, XXVII, 130

16 Yazır, VI, 4209

17 Hacc, 5

18 Sabunî, II, 285

19 Kutub, fi Zılali’l – Kur’ân, V, 3125

20 Zuhruf, 11

21 Yazır, VI, 4267

22 A’raf, 57

23 Bursevi, III, 180

24 Kaf, 9-11

25 Yazır, VI, 4500

26 Zariyat, 20-23

27 Râzî, XXVIII, 209. bkz. Alûsî, XXVII, 10

28 Yasin, 81-82

29 Zemahşeri, III, 332; Beydâvî, II, 288; Alûsî, XXIII, 57

30 Lukman, 28

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir