17. DERS: MÜNAFIKLARIN ZARARLI TİCARETİ

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اشْتَرَوُا الضَّلاَلَةَ بِالْهُدٰۖى فَمَارَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ وَمَاكَانُوا مُهْتَد۪ينَ

İşte onlar o kimselerdir ki, hidayet karşılığında dalâleti satın aldılar da, onların ticareti kâr etmedi, doğru yolu da bulamadılar.” (Bakara, 16)

Ayetin öncesiyle nazmı

Bil ki: Bu ayet (münafıklarla ilgili) önceki ayetlerin bir özeti ve icmalidir, âli ve etkili bir şekilde onları tasvirdir.

Ticaret üslûbunun tahsisi, temsil içindir. Çünkü Kur’ân’ın saff-ı evvel olan muhatapları yaz kış yolculuklarıyla ticaretin acı tatlı hâllerini tatmışlardı.

Münasebet ciheti şudur: Nev’-i beşer dünyaya yerleşmeye değil, sermayeleri olan istidatları ve kabiliyetleriyle ticaret yapıp ekip biçmeye, sonra bunların mahsullerinde tasarrufta bulunmaya geldiler.

Bu ayetin cümleleri arasındaki nazm ciheti

Ayette temsil üslûbu tarzıyla ayetin cümlelerinde birbirine terettüp eden selis, fıtrî bir diziliş vardır. Şöyle ki:

Zarara uğramış, destekçisi olmayan bir tüccara kıymetli bir sermaye verildi. O ise bununla zehir ve benzeri zararlı şeyleri satın aldı, o sermayede tasarrufta bulundu. Ama bu alışverişte hiçbir kâr elde etmedi, bir fayda bulmadı. Değil kazanç, zarar üstüne zarar etti. Derken sermayesini de tüketti. Sonra da dönemeyecek bir şekilde büsbütün yoldan çıktı.

Ayetteki her cümlenin cüz’lerinin nazmı

اُو۬لٰٓئِكَ “İşte onlar” lafzı, uzakta olup hisse hitap edeni ihzar yani göz önünde hazır etmek içindir. İhzar yönüne gelince: Onların bahsi geçen cinayetlerini işiten her muhatabın kalbinde git gide artan bir nefret, bir gayz meydana gelir. Öyle ki gayzını yatıştırmak için onları görmek, nefret ve tahkirle onlara mukabele etmek ister.

اُو۬لٰٓئِكَ deki hisse hitap etme yönü ise şudur: Bu acip vasıflarla muttasıf olmak, onları zihinde mücessem yapar ve gözle görülür hâle getirir. Onların bu hâlleriyle hayalin önünde arz-ı endam ettiklerine bir remizdir.

Bu hisse hitap etme yönünden, “masiyet masiyete sürükler” sırrı ile, hükmün illetine bir remiz vardır.1

اُو۬لٰٓئِكَ deki uzaklık manası, onların hak yoldan son derece uzak olduklarına bir işarettir. Dönemeyecekleri bir yere gitmişlerdir. Gitmek ellerinde idi, ama dönmek artık ellerinde değildir.

اَلَّذِينَ lafzı, bu nev’i acip, habis bir ticaretin yeni ortaya çıkıp bir kısım insanlarca bir esas ve meslek hâline gelmeye başladığına işarettir. Çünkü -daha önce geçtiği gibi- اَلَّذِينَ yeni meydana gelen hakîkatlere işaret eder.

اِشْتَرَوْا “Satın aldılar” lafzı, bu zararlı ticareti yapan münafıkların “fıtratımız böyle” şeklindeki özürlerini redde bir işarettir. Sanki Kur’ân onlara şöyle diyor:

Hayır, Allah size ömür dakikalarını saadeti satın almanız için bir sermaye olarak verdi, ruhunuza kemâl kabiliyeti koydu, vicdanınıza fıtrî hidayet olan hakîkat çekirdeğini dikti. Ama siz bunlara bedel olarak -hatta bunları terketmek suretiyle- peşin lezzetleri, dünyevi menfaatleri satın aldınız. İradenizi kötüye kullanarak dalâlet mesleğini hidayet yoluna tercih ettiniz. Böylece fıtratınıza dercedilen hidayeti bozdunuz, sermayenizi zayi ettiniz.”

اَلضَّلَالَةَ بِالْهُدَى “Hidayet karşılığında dalâleti” lafzında onların zarar üstüne zarar ettiklerine bir işaret vardır. Çünkü dalâletle zarar ettikleri gibi, büyük nimet olan hidayeti terk etmekle de zarar ettiler.

فَمَا رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ “Onların ticareti kâr etmedi.”

Bil ki: O münafıklar zarar ettikleri gibi, sermayelerini de kaybetmelerine rağmen, ayette özellikle kazancın nefyedilmesi, akıllı insanın değil zarar edeceği, hem de sermayesini kaybedeceği bir işe girmesi, kazanç olmayan bir işe bile girişmemesi gerektiğine işarettir.

Ayette “onlar ticaretlerinde kazanmadılar” demek yerine “onların ticareti kâr etmedi” şeklinde fiilin ticarete isnadında, onların bu ticaretinde bütün eczası, her türlü hâlleri ve bütün vasıtalarıyla az veya çok hiçbir fayda olmadığına işarettir. Çünkü bazı ticaretlerin muhassal ve fezlekesinde bir kâr olmasa da cüzlerinde bazı faydalar, hizmet vasıtaları açısından bir kısım istifadeler olabilir. Münafıkların bu ticareti ise tam bir şer ve bütünüyle zarardır. Bu isnadın belâğatte misali نَامَ فيِ الَّيْلِ “Gece vakti uyudu” yerine نَامَ لَيْلُهُ “Gecesi uyudu” denilmesidir.

Çünkü bu, gecenin de o uyuyan kişi gibi sakin, sessiz olduğunu ifade eder. O geceyi harekete geçirecek bir şey yoktur, onu dalgalandıracak bir şey bulunmaz.2

وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ “Doğru yolu da bulamadılar.”

Zarar ettikleri ve malı zayi ettikleri gibi, yolu da kaybettiler.” Bu ifade, önceki ifadeler gibi اِشْتَرَوْاsatın aldılar” üslûbunu terşih ve tezyindir.3

Keza bunda, sûre başındaki هُدًى لِلْمُتَّقِينَ “(Kur’an) müttakiler için bir hidayettir” kısmına gizli bir remiz vardır. Sanki şöyle der: “Kur’ân bunlara hidayeti verdi, ama bunlar kabul etmedi.”

1 Yani, “kötülük, kötülük getirir.” Bunlar, üstte anlatılan kötülükleri işleyince, böyle bir akıbet kendileri için kaçınılmaz olmuştur. “İşte onlar” denildiğinde başkalarının da gördüğü, bildiği kötü bir hâlde oldukları anlaşılır.

2 Diğeri ise, gecede bir miktar uyuduğunu bildirir.

3 Mecazî anlatımda, o mecaza bağlı yeni ifadeler kullanılmasına “terşih” denilir. Konumuz olan ayette münafıkların hâli, ticaretinde zarar eden kimselere benzetilmiş, bu cümlede ise onların artık bundan bir çıkış yolu bulamadıkları nazara verilmiştir. Evvelinde de alıp satmak, kazanmak gibi ifadeler aynı ticaret üslubunun yansımalarıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir